Akıl Nedir

Resim bulunamadı

Akıl Nedir

Doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden, faydalıyı zararlıdan ayırmaya yarayan kuvvet, ölçü aleti. akıl insan, melek ve cinde bulunur. Diğer canlılarda akıl yoktur. insanı hayvandan ayıran en önemli fark akıldır. hayvanlar sevk-i tabii iç güdü denilen bedenlerinin arzu ve isteklerine göre hareket ederler. akılları olmadığı için faydalı ile zararlıyı birbirinden ayıramazlar. insan ise, aklı sayesinde, faydalı isteklerini yerine getirir, zararlı olanlardan sakınır

Akıl, dünya işlerinde ve kullar arasındaki münasebetlerde iyiyi kötüden ayırmada, bir ölçü aletidir. Fakat çok kere yanıldığı da görülmektedir. Bu sebeple akla çok güvenmenin sonu pişmanlık olur. Bunun için, dinimiz işlerimizi yaparken, istişare etmeyi ehline, bilene danışmayı tavsiye etmiştir. Peygamber efendimiz istişare eden pişman olmaz, iktisad eden darlık görmez. buyurmuştur. Aklın dünya işlerinde isabetli, doğru karar vermesinde istişarenin faydası büyüktür. Geniş düşünmeye ve zihnin açılmasına yardımcı olur.

Dünya işlerinde bu durumda olan akıl, Allahü tealaya ve ahirete ait bilgilerde yalnız başına doğruyu bulamaz. din bilgileri akıl ile bulunmaz. Akıl bunları anlamaya yardımcı olur. Yani bunları anlamak, doğruluklarını, kıymetlerini kavramak için akl lazımdır. islamiyette aklın ermediği şey çoktur. Fakat aklın kabul etmediği hiç bir şey yoktur. Aklın erişemediği ve ulaşamadığı bu konularda inanmasından

başka çare yoktur. insan, kendisini yaratan büyük kudret sahibi Allahü tealanın varlığını aklı sayesinde anlayabildi. Fakat Ona giden yolu bulamadı. Bu yol peygamberler ve onların getirdiği dinlerden öğrenilir. ahiret bilgileri, Allahü tealanın beğenip, beğenmediği şeyler ve Ona ibadet şekilleri aklın çerçevesi dışında, insan dimağının üstündedir. Bunlar, akıl ile bilinebilselerdi, peygamberlerin gönderilmesine lüzum kalmazdı. Peygamberlerin gönderilmesi ile, insanların bilmiyorduk diye özr ve

bahane göstermeleri önlenmiştir. Akıl çok şeyi anlar. Fakat her şeyi anlıyamaz. Anlaması da kusursuz tam değildir. Çok şeyleri peygamberler bildirdikten sonra anlar. Akıl, peygamberlerin gönderilmeleri ile tam hüccet delil olmuştur. Yani o büyüklerin gönderilmeleri ile akıl her şeyi öğrenebilmiştir. Akıl göz gibidir. Yani insanın aklı gözü gibi zayıf yaratılmıştır. Allahü teala gözümüzden faydalanabilmemiz için güneş

ışığını yaratmıştır. Akıl da yalnız başına manevi şeyleri, faydalı ve zararlı şeyleri anlıyamayacağından, Allahü teala peygamberleri ve din ışığını yaratmıştır. Akıl nasıl hareket edeceğini, dünya ve ahiretde rahat etme ve huzura kavuşma yollarını bunlardan öğrenmiştir.

Akıl, anlayamadığı konularda zorlanırsa, yanılmaya mahkumdur. Nitekim eski Yunan felsefecilerinden sonra gelenler öncekilerin yanlışlarını çıkarmış, birbirlerini beğenmemişlerdir. Eflatun ve aristo gibi eski Yunan felsefecilerinin de yanıldıklarını ve bu yüzden medeniyetin asırlarca geri kalmasına sebep olduklarını asrımızdaki fen adamları bildirmektedir Bkz

Aristo. ibn-i Sina, Farabi gibi islam filozofu denen kimseler de aklın eremeyeceği işlerde akıllarına güvenerek konuştukları için doğru yoldan ayrılmışlar, Ehl-i sünnet itikadının dışına çıkmışlardır. Yetmiş iki sapık fırkanın ortaya çıkması da akıllarına, fazla güvenip yanılmaları sebebiyle olmuştur.

Yalnız akla uyup, yalnız ona güvenip, aklın ermediği şeylerde yanılan kimse felsefecidir. Eski Yunan felsefecileri akılları eren şeylere inanıp, akıllarının ermediklerine, anlayamadıklarına inanmadılar. Aklın erdiği şeylerde ona güvenip, aklın ermeyeceği, yanılacağı şeylerde islamiyetin bildirdiklerine uyan yüksek insanlara da islam alimi denir. islam alimleri akılları, ile anlayabildiklerini anlattılar.

Anlayamadıklarına öylece inandılar. Anlayamadıklarına aklımız ermediği için anlıyamadık dediler. Dinimizin bildirdiklerini akıl ersin ermesin isbat ettiler. Bu bilgilere akıl ermediği için karşı gelmediler. Böylece kabir azabına, sırat köprüsüne, kıyametteki teraziye hemen inandılar. Akıl ermediği için olmaz demediler. Çünkü Kuran-ı kerime ve hadis-i şerife uydular, aklı bu iki temel kaynağa bağladılar.

Aklın insan hayatında yeri büyüktür. insanlar işlerini akılları ile düşünüp karar vererek yaparlar. Yaptıkları işlerden dinen ve hukuken mesul sorumlu olmaları akıl sebebiyledir.

Akıl birkaç çeşittir. Akl-ı mead Ebedi rahata kavuşmak, Cennette ebedi kalmak ve cehennem azabından kurtulmak için halini ıslah etmeyi, düzeltmeyi düşünen ileri görüşlü akıl. Dünyaya değil ahirete değer veren akıl. Akl-

mead, peygamberlerde aleyhimüssalevatü vetteslimat ve evliyada bulunur. Ölümü düşünmek ahirette olacak şeyleri öğrenmek ve ahiret derdi ile şereflenmiş olanlarla birlikte bulunmak akl-ı meadı

kuvvetlendirir. Bir kimsenin nefsi mutmainne olunca, yani bütün varlığı ile Rabbine dönüp islamiyetin emirlerine baş kaldıramaz hale gelince, aklı da, akl-ı mead olur.

Akl-ı meaş Yemek, içmek, evlenmek, helal, haram demeden kazanmak ve eğlenmek gibi hep bedenin rahatını ve nefsin menfaatini düşünüp, ahireti düşünmeyen akıl akl-ı meadın zıddı. Akl-ı

meaş, dünyanın geçici lezzetlerine bakarak, büyüklenmek, kıskanmak, kendini beğenmek, kin ve düşmanlık gibi halleri kalp hastalığı saymaz. Akl-ı meaş kısa görüşlüdür. Akl-ı meaşı, mala düşkün ve dünyaya bağlı olanlar beğenir.

Akl-ı sakim Sakim akıl Düşündükleri şeylerde ve yaptıkları işlerde yanılan ve pişmanlığa sebep olan akıl hastalıklı, illetli, kısa görüşlü akıl. Akl-ı sakim, bazan doğruyu bulur, bazan yanılır. Yanılması daha çok olur. En akıllı denilen kimse, mütehassıs uzman olduğu dünya işlerinde bile çok hata eder. Bu sebeple din ve sonsuz olan ahiret işlerinde sakim akla güvenilmez. Düşündükleri şeylerde ve yaptıkları işlerde yanılır. Hepsi üzüntüye ve pişmanlığa, zarara, sıkıntıya sebep olur.

Akl-ı selim Selim akıl Hiç yanılmayan, hata etmeyen akıl. işlerde huccet delil olan ve doğruyu gösteren bu akıldır. islamiyetin hak ve doğru olduğu bu akıllar için pek meydanda, aşikar ve apaçıkdır. isbat etmeğe lüzum olmadığı gibi, tenbih etmeğe, haber vermeğe de ihtiyaç yoktur. Selim akıl, pişman

olacak, zarar görecek iş yapmaz. Her başladıkları işde muvaffak olurlar. Selim akıl, en üstün derecede peygamberlerde aleyhimüsselam bulunur. Onlardan sonra, Eshab-ı kiramda Peygamberimizin arkadaşları, Tabiin Eshab-ı kiramı gören büyükler, Tebe-i tabiin Tabiini görenler de peygamberlere yakın derecede bulunur.

Akıl ve zeka isviçreli Claparede, zekayı Yeni icab ve vaziyetlere zihnin en iyi şekilde uymasıdır. diye tarif etmiştir. Amerikalı Terman ise zeka, umumi fikirlerle düşünebilmektir. demiştir. Alman psikolog ve pedagoglarından William Stern Zeka, problemleri çözebilme kuvvetidir. diye tarif etmiştir. Bergson ise şöyle demiştir ilk insanların ve her asrın, geri kalmış kısımları tabiata uymak, hayvanlar ve kendileri arasında ilişki kurmak için aletler yapmıştır. Bu aletler, zeka ile yapılmıştır. Buradan anlaşılıyor ki, alet yapmak, teknikte ilerlemek akla değ il, zekaya alamettir.

Görülüyor ki, zeka, düşünebilme kuvvetidir. Bu kuvvet yardımı ile insan bilinen şeylerden bilinmeyenleri çıkarır. Delilleri bir araya toplayarak aranılan şeyleri bulur. Bu melekeyi zekayı, düşünebilme alışkanlığını kazanmak için malum bilinen şeyler yardımı ile meçhul olan bilinmeyen şeyleri bulmağa çalışmak, matematik, geometri problemleri çözmek lazımdır. insanların zekaları birbirinden farklıdır. zekanın en üstün derecesine Deha denir. Zeka, test usulü ile ölçülür. Yirminci asrın tanınmış psikologlarından Amerikalı Terman, test usulü ile zeka ölçmesini ilk olarak Osmanlılar yaptı demektedir.

Düşünebilme kuvveti olan zeka, düşüncelerinde isabetli ve doğru olabilmesi için akıl lazımdır. Zeki insan, düşüncelerinin doğru olabilmesi için bir takım prensiplere muhtaçtır. Akıl bu prensipleri idare eder. O halde, her zeki insan akıllı, değildir. Zeki bir kimse, büyük bir kumandan olabilir. Akıllı insanlardan öğrendiklerini yeni harp şekillerine uydurarak büyük zaferler elde edebilir. Fakat aklı az ise, bir hata ile başarıları felakete dönebilir

Napolyonun zeka fışkıran askeri planları, zaferleri herkes tarafından bilinir. Akılsız hareketlerinin sonucu olarak Suriyeden nasıl kaçtığı da tarihlerde yazılıdır. avrupada bugünkü modern kimyanın babası denilen Fransız Lavoisier de öyle yanlışşeyler söyledi ki, mütehassısı uzmanı olduğu kimya ilmine yaptığı zarar, hizmetlerini aşmaktadır

Peygamber efendimiz akıl ile ilgili olarak buyurdular ki Akıllı insan, allaha itaat eden insandır. Kişinin aklı tamam olmadıkça imanı tamam olmaz. dini de müstakim doğru olamaz. Her şeyin bir direği vardır. Müminin direği ise akıldır. Kişinin ibadeti aklı nispetindedir. Aklı olmayan, güzel ahlaka sahib olamaz. allah indinde en sevimliniz, akılca en üstün olanınızdır. Aklın alameti işareti nefse galib ve hakim olmak ve öldükten sonra lazım olanları hazırlamakdır. Ahmaklık alameti, nefse uyup, allahtan af, merhamet beklemektir

Etiketler:

Bu Yazıyı Sosyal Medyada Paylaş

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz