Yazılar

Arazi Nedir

Arazi Nedir

Arazi Nedir? arazi Ne Demektir? Arazi Nedir Kısaca? Arazi Hakkında Bilgi?

Arazi Nedir, islam’in çikişindan bu yana, değişik dönemlerde araziler için farkli uygulamalar görülmüş ve bunlar hukuki statülerine göre çeşitli isimler almiştir. Mülk, miri, haraç, öşür, vakif, metrük, mevat (ölü) arazi, bunlar arasindadir. Yine miri arazinin kullanim şekillerinden olan timar, zeamet ve has daha sonraki devirlerin arazi çeşitlerindendir. islam’da arazi uygulamasinin menşe ve delillerine göz attiktan sonra bu arazi çeşitlerini açiklayacağiz. Bir belde arazilerinin statüsü, başlangiçta fethedilme şekline göre belirlenir.

Kendileriyle savaş yap ilan düşman islam’i kabul ederse mallarini ve canlarini korumuş olur. Savaş yapilmaksizin müslüman olan toplumlar hakkinda da hüküm böyledir. Hadis-i Şeriflerde şöyle buyurulur: Bir kavim, bir topluluk müslüman olduklari zaman canlarini ve mallarini korumuş olurlar. Bir mala sahip olan kimse müslüman olduktan sonra da onun malikidir. (Ebü Ubeyd, Kitabü’l Emval, Kahire 1968, s. 397; Ebü Dav ud, Babu iktai’l-Ardiyn, iii, 234, No: 1067). Bu hüküm menkul ve gayri menkul bütün mallar hakkinda geçerlidir. imam Ebü Yusuf bu çeşit topraklarin, islam’a giren Medineli müslümanlarin topraklari gibi öşür arazisi olacaği kanaatindedir. (Kitabü’l-Harac, s. 74, 75)

Düşman, islam’a girmeyip de topraklari sulh yoluyla fethedilmişse, anlaşma şartlarina uyulur. Hadis-i Şerifte şöyle buyurulmuştur: ileride siz bir toplulukla savaşacaksiniz, savaştiğiniz bu kimseler, bazi durumlarda mallarini kalkan yapmak suretiyle canlarini ve ailelerini koruyacaklar ve sizinle sulh anlaşmasi yapacaklardir. Bu takdirde onlardan, yaptiğiniz anlaşma hükümleri dişinda birşey istemeyiniz, almayiniz. Çünkü; bu sizin için helal olmaz (Ebü Davud, ibn Mace, Ebü Uheyd, a.g.e., s. 210). Bu şekilde. gayri müslim maliklerinin elinde kalacak olan araziler, Harac arazisi, olur. Hz. Peygamber Necran, Eyle, Ezriat, Hecer ve diğer yerler halkindan anlaşma yaptiği kabileleri mülklerinde serbest birakmiş, sadece bunlarla yapilan anlaşmada kararlaştirilan cizye ve harac vergisini almakla yetinmiştir. Hz. Ömer devrinde. Necran halki, irak ve Suriye’ye nakledilirken, bunlarin herbirine Necran’da sahip olduklari arazi ve meskenlerin yerine, buradan boş araziler verilmesi ve kendilerine kolaylik gösterilmesi valilerden istenmiştir (Kitabü’lEmval, s. 274; Kitabü’l-Harac, s. 75).

Düşman topraklari zorla fethedilmişse, islam devlet başkani bu topraklar ile ilgili olarak üç çeşit yetkiye sahiptir:

Topraklar eski sahiplerinin ellerinde birakilir ve halk islam’a girince bunlar öşür arazisi olur. Hz. Peygamber’in Mekke arazileri, için uygulamasi bu yolda olmuştur.

Bu araziler ganimet sayilarak, beşte dördü gazilere, beşte biri beytü’l male* birakilir. (el-En fal, 8/41) Böylece bu topraklar onlarin mülkü ve öşür arazisi olur. Hz. Peygamber zorla fethedilen Hayber arazisini eski sahiplerinin ellerinde birakmamiş, beşte dördünü bu gazveye katilan gazilere, beşte birini ise beytü’l-mal’e tahsis etmiştir.

Hz. Ömer’in ilk olarak Suriye ve irak topraklari için tuttuğu yol, daha sonra fethedilen ülkelerin topraklari hakkinda uygulanan genel kaide olmuştur. irak, Suriye ve Misir topraklari fethedilince Zübeyr, Abdurrahman b. Avf ve Bilal ile ayni görüşü paylaşan bir grup sahabi, bu topraklarin Ganimet olarak kabulü ile Resulullah (s.a.s)’in Hayber topraklarini dağittiği gibi dağitilmasini istediler. Halife Hz. Ömer bu teklifi kabul etmedi. Muaz b. Cebel ve Hz. Ali gibi sahabe büyükleri de Hz. Ömer’i destekledi .

Hz. Muaz şöyle diyordu Müminlerin emiri! Bu topraklari gazilere dağitirsan hoşa gitmeyen şeyler ortaya çikar. Topraklarin büyük kismi müslümanlarin eline geçer. Sonra, bu toprak sahipleri zamanla ortadan kalkar ve büyük topraklar bir kişinin elinde toplanir. Onun için bu topraklara şimdiki müslümanlarin da, sonra gelecek olanlarin da faydalanmasini sağlayacak bir statü ver. Hz. Ali de şöyle diyordu: Bu topraklarin sahiplerini topraklarinda birak ki, müslümanlara yardimci olsunlar. (Kitabü’l-Emval, s. 83-85, No: 152-153) Hz. Ömer de, Bu topraklari dağitirsam sizden sonra gelecek müslümanlara ne kalir? Sonra, taksim edersem sular yüzünden aranizin bozulmasindan da korkarim demiştir (Kitabü’l-Emval, s. 85). Müzakereler sonucunda Ensar’in ileri gelenlerinden on kişi şüra için çağrildi. Şüra, Hz. Ömer’i dinledikten ve işi müzakere ettikten sonra, Hz. Ömer’in ictihadina uydu. Yani bu bölgelerin arazileri, gayr-i müslim olan eski maliklerinin elinde birakildi. Kendilerine arazileri için haraç vergisi, şahislari için de cizye bağlandi

Böylece bu topraklar Haraç arazisi statüsüne girdi (M. el-Hudari, Tarihu’t-Tesrii’l-islami;, Misir 1964, s. 124-126) Hz. Ömer’in bu uygulamasiyla arazilerin geliri müslümanlar için harcanacak şekilde bir statüye kavuşturuldu. islam devlet başkani artik bu nitelikteki topraklari zimmilerin elinden geri alamaz, kendilerine haracin dişinda topraktan dolayi güçlerinin yetmeyeceği bir mükellefiyet yükleyemez (Kitabü’l-Harac, s. 75).

Osmanlilarda araziler, islam’in ilk yillarindaki bu uygulamalarin işiğinda: Mülk, miri, vakif, metrük ve mevat (ölü) kisimlarina ayrilmiş ayrica miri arazi üzerinde has, timar ve zeamet uygulamalari olmuştur. Şimdi bunlari kisaca açiklayalim:

Mülk arazi (arazi-i memlüke)
Bu kisim araziler feraiz hükümlerine tabidir. Şu araziler bu kabildendir:

Kõy ve kasaba içlerinde bulunan arsalarla, köy ve kasabalarin kenarlarinda bulunup da meskenlerin mütemmimi sayilan en çok yarim dönüm yerler.

Miri araziden ifraz edilerek, şer’i müsaadeye mebni, mülk olarak tasarruf olunmak üzere temlik edilen araziler .

Öşür Arazisi

fetih sirasinda, gazilere ganimet olarak dağitilip temlik olunan arazilerdir.

Haraç Arazisi

fetih sirasinda gayri müslim olan yerlilerin ellerinde birakilan arazilerdir (Bilmen, istilahat-i Fikhiyye Kamusu, V, 389; H. 1274 Tarihli Arazi kanunu, madde 2).

Miri Arazi

Kuru mülkiyeti (rakabesi) beytülmale ait olup, ihale ve tefvizi devlet tarafindan yürütülen tarla, çayir, yayla, kişlak ve korularla, bağ, bahçe, değirmen, ağ il, çiftlik ve mandira zeminleri gibi yerlerdir. Bu çeşit araziye arz-i memleket de denir. Bunlarin ortaya çikişi şöyle olur: Bir ülke müslümanlar tarafindan fethedilince arazileri kimseye verilmeyip beytü’l-mal için alikonulan veya fetih zamaninda ne şekilde işlem yapildiği bilinmeyen, yahut mülk araziden yani öşür ve haraç arazisi iken maliklerinin mirasçi birakmaksizin ölümüyle devlete geçen ve yine mülk arazi iken zamanin geçmeşiyle malikleri meçhul kalan, yahut ra kabe (kuru mülkiyeti) ve mülkiyeti devlette kalmak üzere ihya olunan araziler miri arazidir. Yine timar ve zeamet sahiplerinin ve bir aralik mültezim ve muhassillarin izin ve tefviziyle tasarruf olunurken, timar ve zeametlerin hicri 1255 tarihinde lağvedilmesi üzerine devlet tarafindan, bu iş için yetkili kilinan kimselerin izin ve tefvizleriyle tasarruf olunup, mutaşarriflarinin ellerine tapu senedi verilen araziler de bu statüye bağlidir. Bu çeşit arazilerin varislere intikali devletin çikaracaği arazi kanunlarina göre olur (Bilmen, a.g.e., V, 389; A.H. Berki;, Miras ve Tatbikat, istanbul 1947, s. 107; Ali Şafak, islam Arazi Hukuku, istanbul 1977)

Vakif Arazisi

islam’da gayri menkuller, geliri islam’a uygun bir amaç için sarfedilmek üzere vakfedilebilir. iki kisma ayrilir: Sahih ve gayr-i sahih vakif. Birincisi önce mülk arazi iken. islam hukuku esaslarina uygun olarak vakfedilen arazidir. Bu çeşit vakfin ra Kabe ve diğer bütün tasarruf haklari, vakfedenin koyduğu şartlara göre kullanilir. Gayr-i sahih vakif ise önce miri arazi iken ifraz süretiyle bizzat devlet başkani veya onun yetkili kildiği kimseler tarafindan vakfedilmiş arazidir. Bunlara, irsad ve tahsisat kabilinden vakif da denilir.

Metrük (Terkedilmiş) Arazi

Bu arazi türü de iki kisimdir. Birincisi, herkesin yararlanmasi için terkedilen yerler. Umuma açik meralar, yaylak ve kişlaklar gibi. ikincisi bir köy, kasaba veya komşu köy ve kasabalarin halkina terk ve tahsis edilen yerler, yollar, pazarlar, panayir ve namazgahlar gibi. Bunlara amme hukuku taalluk ettiğinden şahislara intikal etmezler. Bu gibi yerlerde ne feraiz ve ne de intikal kanunlari uygulanmaz.

Mevat (Ölü) Arazi

Hiç kimsenin mülk ve tasarru funda bulunmayan, hiç kimseye tahsis edilmemiş olan, kendi haline terkedilmiş ve bir şehrin en son banliyösündeki evden yüksek sesli bir kimsenin sesinin bağirmasiyla sesinin işitilemediği noktadan itibaren başlayan arazilerdir. Bu mesafe genellikle bir insanin normal bir yürüyüşü ile şehirden yarim saat sonra başlayan noktadir. Bu noktadan sonraki yerler de mevat arazi olarak kabul edilmiştir. Bu arazileri mulk edinebilmek için dört şart gerekir:

Arazi hiç kimsenin mülkiyetinde olmamali

Arazi bir köy veya kaŞabanin meraliği veya baltaliği olmamali

Arazi tamamen boş yani hiç işlenmemiş olmali

Arazi şehirden uzak olmalidir. Bu uzaklik miktari da yukaridaki tarifte açiklandiği gibidir.

Şer’i müsaadeye dayanilarak bir kimseye temlik edilen ölü arazi hakkinda, islam miras hukuku hükümleri uygulanir. Bir kimse böyle bir araziyi ihya edip mülkiyetine geçirmiş, hakkinda islam’in genel arazi kanunu hükümleri geçerlidir.

1274 Hicri; Tarihli Arazi Kanunu 103’ncü madde

Tapu ile kimsenin tasarrufunda olmayan, eskiden beri köy ve kasabalar halkina tahsis kilinmayan ve yerleşme merkezinin en kenar yerinden (aksa-yi umran), yüksek sesli bir kimsenin, sesi işitilmeyecek derecede kõy ve kasabalara uzak bulunan kühi, taşlik, kiraç, pinarlik ve otlak gibi hali yerler ölü arazi olup, bu gibi yerlerden birini zarureti olan kimse, rakabesi beytü’l-mal’e ait olmak üzere, meccanen, yetkili memurun izniyle yeniden yer açip tarla edinebilir. Diğer ekilip biçilen araziler hakkinda şer’i olan kanun hükümleri bu gibi yerlerde de caridir.

Yukaridaki arazi çeşitlerinden öşür ve haraç arazileri, sahiplerinin mülkü olup; bunlarda tasarruf, tevarüs, intikal ve diğer hükümler fikih kitaplarina göre cereyan eder. Miras konusunda feraiz hükümleri uygulanir. Ayrica bir arazi kanunu çikarilmasina ihtiyaç görülmez. Fakat rakabesi (kuru mülkiyeti) beytü’l-mal’de alikonulan miri arazinin tasarrufu ve intikal durumu ile diğer hükümleri, beytü’l-mal için görülecek menfaat ve maslahata göre devlet başkani tarafindan tanzim edilmesi gerektiğinden, bu çeşit araziler hakkinda uygulanmak üzere zaman zaman arazi kanunlari çikartilmiştir. ilk arazi kanunu 761 Hicri tarihinde Osmanli hükümdari 1. Murat davendigar tarafindan çikarilmiş, bunu diğer arazi mevzuati izlemiştir. Nihayet 1331/1913 tarihli Arazi intikal Kararnamesi yürürlükte iken bütün diğer islami kanunlar ve hükümler gibi geçersiz kilinip Cumhuriyet dönemine geçilmiştir.

1913 Tarihli Arazi intikal

Kararnamesi

Sultan Reşat tarafindan çikarilan bu kanunla, farkli intikal kanunlarina bağli bulunan miri ve mevküf arazilerin intikal hükümleri birleştirilmiş, intikal siniri daha da genişletilmiş, zevi’l-erham * denilen hisimlar da intikal ashabi arasina girmiştir. Bu kanun, 1926 tarihinde Türk Medeni Kanunu yürürlüğe girinceye kadar devam etmiştir. Bu tarihten sonra da, Türk Medeni Kanunu’ndan önce doğan haklar bakimindan yürürlüğünü korumaya devam etmiştir. Arazi intikal kararnamesi 12 madde olup, şöyledir:

Bir kimse vefat edince, uhdesinde bulunan miri ve mevkuf (vakfedilmiş) arazi, aşağida zikredilecek dereceler üzere bir veya daha fazla şahislara intikal eder ve bunlara (ashab-i intikal) denir.

Ashab-i intikalin birinci derecesi müteveffanin fürüu yani çocuklari ve torunlaridir. Bu derecede intikal hakki, evvel emirde çocuklara ve ondan sonra onlara halef olmak üzere ahfada yani torunlara ve çocuklarin torunlarina aittir. Binaenaleyh müteveffanin vefati sirasinda hayatta bulunan her fürüu, kendi vasitasiyle müteveffaya bağlanan fer’ileri intikal hakkindan düşürür. Müteveffadan önce vefat etmiş olan fer’in fürüu kendi makamina kaim olurlar. Yani ona intikal edecek hisseyi alirlar.

Müteveffanin müteaddid çocuklari olup da hepsi daha önceden vefat etmiş bulunursa, herbirinin hissesi kendi vasitasiyle müteveffaya bağlanan fürüa intikal eder. Çocuklardan bazisi fer’i birakmaksizin vefat ettiği takdirde intikal hakkimünhasiran diğer çocuklara veya onlarin fürüuna kalir. Batinlar taaddüd ettikçe hep bu üsül üzere muamele olunur. Çocuklarin ve torunlarin erkeği ve kizi, intikal hakkinda müsavidir.

intikal ashabinin ikinci derecesi, müteveffanin ana-babasi ile onlarin fürüudur.

Ana-babanin ikisi de hayatta ise eşit olarak intikal hakkina nail olurlar. Bunlardan birisi, daha önceden vefat etmiş bulunursa, onun fürüu birinci derecede yazili olan hükümlere uygun olarak, derecelerine göre makamina kaim olurlar. Fürüu bulunmadiği takdirde hayatta bulunan baba veya ana münhasiran intikal hakkina nail olur.

Ana-babanin ikisi de daha önceden vefat etmiş bulunursa, babanin hissesi kendi fürüuna ve annenin hissesi de kendi fürüuna dereceleri üzere intikal eder. Şayet birinin fürüu yoksa, onun hissesi de diğerinin fürüuna kalir.

Ashab-i intikalin üçüncü derecesi, müteveffanin büyük anne ve büyük babalariyla, bunlarin fürüudur.

Ana ve baba tarafindan, büyük ana ve büyük babalar hayatta iseler müsavat üzere intikal hakkina nail olurlar.

Bunlardan birisi evvelce vefat etmiş bulunursa fürüu derecelerine göre onun makamina kaim olur. Fürüu yoksa ona isabet edecek hisse, hayatta bulunup onun kan veya kocasi olan büyük ana veya büyük babaya intikal eder. Bu da hayatta değilse onun fürüuna intikal eder.

Ana veya baba tarafindan olan büyük ana ve büyük batalar hayatta olmadiklari gibi fürüulari dahi mevcut değilse, diğer cihetteki büyük ana ve büyük babalar veya fürüulari münhasiran intikal hakkina nail olurlar.

Bu madde gereğince, ana-baba veya büyük ana ve büyük babalara halef olan fer’iler, birinci derecenin intikalinde belirtilen hükümlere tabi olurlar.

Birinci, ikinci ve üçüncü derecedeki fürüudan hangisi müteaddid cihetlerden intikal hakkina nail olursa cümlesini alir.

Yukaridaki maddelerde zikredilen derecelerden mukaddemi mevcut iken muahhari intikal hakkina nail olamaz.

Şu kadar ki Müteveffanin çocuklari ve torunlari olduğu halde anasi ve babasi veya bunlardan birisi mevcut ise altida bir hisse bunlara intikal eder.

Müteveffanin kan ve kocasi birinci derecedeki hakk-i intikal ashabiyle birlikte bulununca ¼ hisşeye ve ikinci derecedeki hakk-i intikal ashabiyle veya büyük ana ve büyük baba ile birlikte bulununca ½ hisşeye nail olur.

Eğer dördüncü madde gereğince büyük ona ve büyük baba ile beraber onlarin fürüu da intikal hakkina nail olmak icap ediyorsa işbu fürüua isabet edecek hisseyi de kari veya koca alir.

Birinci ve ikinci derecedeki ashab-i intikalden veya büyük ana ve büyük babadan hiçbiri bulunmazsa kari veya koca münhasiran intikal hakkina nail olur.

Yukarida geçen maddelerin hükümleri, icareteyn ve icare-i vahide-i kadimeli müsakkafat ve müstegallati vakfiyye ile mukataa-i kadimeli müstegallat hakkinda dahi caridir.

intikal sinirlarinin yukarida geçen maddeler mücibince genişlemesinden dolayi müsakkafat ve müstegallati vakfiyenin icarat-i haliyye ve mukataat-i kadimeleriyle mevküf arazinin öşür bedeli mukataalari vergi kiymetlerine nisbetle binde yüz paradan az ise, o miktara iblağ olunacaktir.

Mevküf arazi için, yeniden tahsis olunacak mukataalar da bu nisbette uygulanacaktir. Bundan başka yukarida geçen usüle uygun olarak intikal haddi genişletilmemiş olan müsakkafat ve müstegallati vakfiyye için vergi kiymetleri üzerinden binde otuz kuruş hesabiyle ifasi lazim gelen resmi tevsi altmiş yila taksim olunarak yillik binde yarim hesabiyle ifa kilinacaktir.

Vakfedenin şarti gereğince intikal hudutlari daha geniş olan vakiflarda kemakan şarta riayet olunacak ve icarat-i muhassasa haliyle ibka edilecektir.

işbu kanun neşri tarihinden itibaren mer’i olacaktir

işbu kanun hükümlerinin icrasina maliye ve vakiflar nezaretleri memurdur

Miri ve vakif arazi ile ilgili bu intikal kanunlarinda dereceleri gösterilen intikal hakki sahiplerinden hiçbiri bulunmazsa gayri menkul hazineye döner (mahlül olur) ve diğer mirasçilara intikal etmez. Artik Hazine bunu başkasina usulüne göre yeniden verebilir

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir