Yazılar

Atatürk

Atatürk

Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanı. 1881 senesinde Selanikte bugün müze haline getirilen evde dünyaya geldi. Babası Ali Rıza Bey, annesi Zübeyde Hanımdır. ilköğrenimine Selanikte Fatma Hanım mahalle Mektebinde, sonra da 6 yaşında Şemsi Efendi ilkokulunda başladı. Babası Selanikte Asakir-i Milliye Taburunda mülazım olarak 1876 çalışıp, bilahare Evkaf katipliğinde rüsumat memurluğu yaptı. Daha sonra bu vazifeden ayrılarak kereste ticaret, ile uğraştı

Mustafa Ke mal, ba basını çocuk yaşta kaybedince, annesi ve kızkardeşi ile birlikte bir ara çiftlikte kahyalık yapan dayısının yanına gitti. Sonra annesi onu Selanikte bulunan kızkardeşinin yanına göndererek Selanik Mülkiye idadisine yazdırdı. Kısa bir müddet sonra büyük annesi onu okuldan ayırdı. Ancak gizlice Selanik askeri Rüşdiye imtihanlarına girip kazanması ile askeri meslek hayatı başladı. Mustafa isimli matematik öğretmeni 1893te başarısı sebebiyle Bundan sonra senin ismin Mustafa Kemal olsun. dedi. Bu isim kendisi, öğretmenleri ve öğrenciler tarafından benimsendi.

Selanik Askeri Rüşdiyesini bitiren Mustafa Ke Mal, daha sonra Manastır Askeri idadisi Lisesinden mezun oldu. Bu arada tatillerde Frerlerde Fransız okulu Fransızcasını ilerletti. 13 mart 1899 da istanbul Harp Okuluna girdi. Meslek dersleri yanında, lisan ve kültürünü geliştirmeye başladı. Geleceğe dönük hayalleri, yapmayı tasarladığı devrimlerin fikri temeli daha Harbiyedeyken filizlendi.

1902 de Harbiyeden mezun olup, 1903 te üsteğmen olan Mustafa Kemal, Erkan-ı Harb Kurmay olmak üzere Harp akademisi tahsiline başladı. 11 ocak 1905 te Kurmay yüz başı olarak Harp Akademisinden mezun olduktan sonra, Şama tayin edildi. Kurmay stajını da 5. ordu emrinde yaptı. Harranda Dürzilerle çıkan bir ihtilafı halletti. 1906 Ekiminde Şamda Vatan ve hürriyet Cemiyetini gizlice kurup kimsenin haberi olmadan Selanike giderek burada bir şubesini açtı ve Yafaya döndü.

20 haziran 1907 de Önyüzbaşı kol ağası oldu. 13 ekim 1907 de Makedonyada 3. ordu Karargahına tayin olundu. 22 Haziran 1908 de Garp Demiryolları Selanik-Ürgüp hattı müfettişliğine getirildi. 13 Ocak 1909 da 3. Ordu Selanik Redif Tümeni Kurmay Başkanlığına tayin edildi.

O tarihlerde Makedonyada ittihat ve Terakki Cemiyeti çok faal çalışıyordu. Teşkilatın eylül 1909 da toplanan ikinci kongresine Trablus garb delegesi olarak katıldı. Fakat bunların çalışma tarzlarını ve düşüncelerini beğenmiyordu. Kongrede Asıl me sele, yıkılmak üzere bulunan imparatorluktan bir Türk

Devleti çıkarmaktır. diyerek, kendi görüşünü izah etti. Enver Paşa ile bütün kongrelerde çekişti. Mustafa Kemale göre imparatorluğu yavaş yavaş tasfiye etmeliydi. Mustafa Kemal, teşkilat içerisinde ismet inönü, kazım karabekir ve Fethi Okyar gibi kendisini destekleyen isimler buldu ise de görüş ayrılıkları yüzünden cemiyetten uzaklaştı.

31 Mart Vakasında 31 Mart 1325-13 nisan 1909 istanbula gönderilen hareket Ordusunun görevi sona erince, yeniden Selanike 3. orduya Kurmaybaşkanı olarak tayin olundu. 1910 senesinde Arnavutluk harekatına katıldı. 13 Eylül 1911 de istanbulda Genel Kurmay Karargahında görevlendirildi. 27 kasım 1911 de binbaşılığa yükseldi. 18 aralık 1911 de Bingazi ve Derne Şark Gönüllüleri Komutanı oldu. 9 Ocak 1912 Dobruk taarruzunu idare etti. 11 Mart 1912 de Derne Komutanlığına getirildi.

24 Ekim 1912 de istanbula döndü. Rahatsızlığı sebebiyle tedavi gördü. Bahr-i Sefid Mürettep Kuvvetleri Harekat Şube Müdürlüğüne, 24 Kasım 1912 de Bolayır Kolordu Kurmay Başkanlığına tayin edildi. 1 Mart 1914 te yarbay oldu. Bükreş ve Belgrad Ataşe Militerliklerinde bulundu. Oradan Çanakkalede 19. Tümen Komutanlığına tayin olundu. 25 Şubat 1915 te Eceabatta göreve başladı. 25 Nisan 1915 te Karaçimende düşman taarruzunu durdurdu. 1 Haziran 1915 te Anafartalar Grup

Komutanlığına tayin olundu. 10 Ağustos 1915te Anafartalarda düşmanı püskürttü. Bu sırada Enver Paşa ile arası açılarak görevinden istifa etti ve istanbula geldi. Ocak 1916 da edirnede bulunan 16. Kolordu Komutanlığına tayin olundu. 27 Şubat 1916 da Generalliğe yükseltildi. 7 Ağustos 1916 da 2. Ordu Komutanlığına getirildi. 5 Eylül 1917 de 7. Ordu ile Suriyeye gitti. 15 Aralık 1917 de Padişah

Vahideddin ile Almanyaya gitti. 5 Ocak 1918 de döndü. 7 Ağustos 1918 de Nablusdaki ordunun başına geçti. 26 Ekim 1918 de Halebin kuzeyindeki düşman taarruzunu durdurdu. 31 Ekim 1918 de Yıldırım Orduları Grup Komutanlığına tayin edildi. Birinci dünya Harbi sonunda Mondros Mütarekesine göre Osmanlı devleti batı ülkeleri arasında paylaşıldı. 13 Kasım 1918 de istanbula gelen Mustafa Kemal, 16 mayıs 1919 a kadar çalışmalarını burada sürdürdü. Şişlide daha sonra müze haline getirilen eve yerleşerek sonraları milli mücadelenin çekirdek kadrosunu meydana getirecek

arkadaşlarıyla Refet Bele, Ali Fuat Cebesoy, ismet inönü, kazım karabekir, Fethi Okyar, Rauf Orbay toplantılar yaptı. 30 Nisan 1919 da Karadeniz Bölgesindeki Rum eşkıyayı yola getirmeye ve 9. Ordu müfettişliğine tayin olundu. Bu görevin adı, 15 Haziran 1919 dan sonra 3. Ordu müfettişliği oldu. Ona bu vazifeyi veren Osmanlı Sultanı Vahideddin ile yıldız Sarayındaki görüşmesini Falih Rıfkı Atay Çankaya isimli eserinde s. 174-175 yine Mustafa Kemalin ifadesiyle şu şekilde nakletmektedir

Yıldız Sarayının ufak salonunda Vahideddinle adeta diz dize denecek kadar yakın oturduk. Sağında dirseğini dayamış olduğu masa üstünde bir kitap vardı.

Salonun boğaziçine doğru açılmış penceresinden gördüğümüz manzara şu idi Birbirine muvazi hatlar üzerinde düşman zırhlıları bordolarındaki toplar sanki Yıldız Sarayına doğrulmuş. Manzarayı görmek için oturduğumuz yerlerden başlarımızı sağa sola çevirmek kafi idi. Vahideddin hiç unutmayacağım şu sözlerle konuşmaya başladı Paşa, Paşa, şimdiye kadar devlete çok hizmet ettin. Bunların hepsi bu

kitaba girmiştir. Elini demin bahsettiğim Kitabın üzerine bastı ve ilave etti. tarihe geçmiştir. O zaman bunun bir tarih kitabı olduğunu anladım, dikkatle ve sükunetle dinliyordum. Bunları unutun dedi. Asıl şimdi yapacağın Hizmet hepsinden mühim olabilir. Paşa, Paşa, devleti kurtarabilirsin Bu sözlerden hayrete düştüm

Mustafa Kemal, 16 Mayıs 1919 da Bandırma Vapuru ile istanbuldan samsuna hareket etti. 19 Mayıs 1919 da Samsuna çıktı. 28 Mayısta Havzaya geldi. Burada üst kademede bulunanlara ve bütün komutanlara gizli bir genelge yayınlayarak işgal karşısında Türk milletini bütünleşmeye çağırdı. Buradan Amasyaya geçti. 21-22 Haziran gecesi Amasya Tamimi ile Türk milletini birlik ve bütünlüğe davet etti. Bu tamimler, itilaf devletlerinin baskısıyla hükumetçe istanbula çağırılmasına yol açtı. Bu

olaylar üzerine Mustafa Kemal Paşa 7 Temmuzda görevinden ve askerlikten istifa ettiğini hükumete bildirdi. 23 temmuz 1919 da açılan erzurum Kongresine başkan seçildi. Bu kongrede dokuz kişilik bir Heyet-i temsiliye seçildi ve başına Mustafa Kemal getirildi. 4-11 Eylül de toplanan sivas Kongesinde Heyet-i temsiliyeye bütün ülkeyi temsil etme yetkisi verildi. 7 Kasım 1919 da Erzurum milletvekili seçilen Mustafa Kemal 27 Aralık 1919 da ankaraya geldi. 16 Mart 1920 de istanbulun işgalini yabancı parlamentolar nezdinde protesto etti.

19 Mart 1920 de Türk vatanseverlerini Ankaraya çağırdı. ankaradan milletvekili seçildi. 23 Nisan 1920 de de Türkiye Büyük millet meclisi, dini bir merasimle açıldı. 24 Nisan 1920 de Meclis Başkanlığına seçildi. Türk istiklal Savaşı fiilen başladı. Birinci ve ikinci inönü Savaşları ile Türk Ordusu üstünlüğünü gösterdi. 5 Ağustos 1921 de Başkomutan oldu. 12 Ağustos 1921 de Polatlıda Başkomutan sıfatıyla ordunun başına geçti. 13 Eylül 1921 de 22 gün 22 gece süren sakarya Meydan

Savaşını kazandı. 19 Eylül 1921 de gazi ve Mareşal ünvanı verildi. 13 Ekim 1921 de Kars Antlaşmasını imzaladı. 20 Ağustos 1922 de Büyük Taarruz için Akşehire gitti. 26 Ağustos 1922 de Büyük Taarruzu idare etti. 30 Ağustos 1922 de Ordular, ilk hedefiniz Akdenizdir. ileri emrini verdi. 9 Eylülde Türk Ordusu izmire girdi. 11 eylül, de atatürk izmire geldi. 14 Ocak 1923 te annesi Zübeyde Hanım öldü ve izmire gömüldü. 29 Ocak 1923 te Latife Hanımla evlendi. 29 Ekim 1923 te Cumhuriyet

ilan edildi ve ilk Cumhurbaşkanı seçildi. 5 Ocak 1925 te Latife Hanımdan ayrıldı. 24 Ağustos 1925 te Karadeniz gezisinde ilk defa şapkayı giydi. 15 Haziran 1926 da izmir süikastı ortaya çıkarıldı. 3 Ekim 1926 da ilk defa heykeli Sarayburnuna dikildi. 1 Temmuz 1927 de askerlikten emekliye ayrıldı. 15-20 Ekim 1927 de Büyük Nutukunuürkiye Büyük Millet Meclisinde okudu. 1 Kasım 1927 de ikinci defa cumhurbaşkanı seçildi. 4 Kasım 1927 de Etnografya müzesi önüne heykeli dikildi.

9 Ağustos 1928 de Sarayburnunda Latin harflerinin kabulüyle ilgili nutkunu söyledi. 29 Ağustos, 1928de Dolmabahçe Sarayında Türk dili ve yeni harflerle ilgili kongreyi topladı. 3 Kasım 1928 de Harf Devrimini yaparak Latin harfleri kabul edildi. 15 Nisan 1931 de Türk Tarih Kurumunu kurdu. 4 Mayıs 1931de üçüncü defa Cumhurbaşkanlığına seçildi. 1 Temmuz 1932 de ankarada Birinci Tarih Kongresini topladı. 22 Eylül 1932 te dil Kurultayı Kongresine Başkanlık yaptı. 29 Ekim 1933 te 10. Yıl

Nutkunu söyledi. 24 Kasım 1934 te kendisine atatürk, soyadı verildi. 1 Mart 1935 te dördüncü defa Cumhurbaşkanlığına seçildi. 6 Ocak 1937de hatay ile ilgili olarak konyaya gitti. 16 Ağustos 1937 de Trakya manevralarına katıldı. 19 Mayıs 1938 de Güney Doğu illerine geziye çıktı. 14 Haziran 1938 de rahatsızlığı sebebiyle Savarona Gemisinde istirahata çekildi. 25 Temmuzda Dolmabahçe Sarayına getirildi. 15 Eylül 1938 de vasiyetnamesini hazırladı. 29 Ekim 1938 de Cumhuriyetin 15. Kutlama

törenlerine katılamadı. Mesajı okundu. 8 Kasım 1938 de hastalığı arttı. 10 Kasım 1938 sabahı saat 9u 5 geçe Dolmabahçe Sarayının Muayede Salonunun denize bakan dördüncü odasında öldü. 16 Kasım 1938 de katafalka konarak 500 bin kişi önünden geçip saygı duruşunda bulundu. Generaller nöbet tuttular. 19 Kasım 1938 de Zafer Zırhlısı ile Sarayburnundan hareket edilerek 21 Kasımda Ankaraya ulaştı. Daha sonra etnoğrafya Müzesine konuldu. 10 Kasım 1953 te 136 Harp Okulu öğrencisinin çektiği top arabasıyla kendisi için yaptırılan Anıtkabire getirildi ve oraya defnedildi.

atatürkün devrimci şahsiyeti Zaman zaman bazı tarihçi veya yazarlar, Cumhuriyetten önceki Mustafa Kemal ile Cumhuriyetten sonraki Mustafa Kemal Atatürk arasında ayırım yapmışlar ve tarihi bir hataya düşmüşlerdir. Halbuki fikir yapısı ve idealleri bakımından fark yoktur. Fark sadece Cumhuriyetten önceki ideallerinin Cumhuriyetten sonra fiiliyata intikalidir. Nitekim Atatürk bu hususu Nutukta şöyle ifade etmektedir ben Milletin vicdanında ve istikbalinde ihtisas ettiğim büyük tekamül istidadını, milli bir sır gibi vicdanımda taşıyarak peyderpey bütün heyet-i içtimaiyemize tatbik ettirmek mecburiyetinde idim.

Devrimler için zamanlama faktörünü çok iyi ayarlamış, ihtiyatlı ve acele etmeden attığı siyasi adımlarla hayatı boyunca idealleri olan düşüncelerini devrimlerini he define doğru şuurluca ve azimle

yaklaştırmıştır. Tek kelime ile devrimler, atatürkün, şahsiyetinin ve hayatının her safhasının ayrılmaz unsurlarıdır. Nitekim Mazhar Müfit hatırasında şöyle yazmaktadır

Erzurumdayız. Mazhar not defterin yanında mı? Hayır Paşam Zahmet olacak ama, bir merdiveni inip çıkacaksın. Al gel. dedi. Defteri getirdiğimi görünce, sigarasını

bir iki nefes çektikten sonra Ama bu defterin bu yaprağını hiç kimseye göstermeyeceksin. Sonunakadar gizli kalacak. Bir ben, bir Süreyya Özel kalem Müdürü, bir de sen bileceksin. Şartım bu dedi.

Süreyya da, ben de Bundan emin olabilirsin, Paşam dedik. Öyle ise tarih koy dedi. Koydum, 7-8 Temmuz 1919 sabaha karşı, Zaferden sonra hükumet biçimi Cumhuriyet olacaktır. Bu bir. iki Padişah ve hanedan hakkında zamanı gelince gereken işlem yapılacaktır. Üç Örtünmek kalkacaktır. Dört fes kalkacak, uygar milletler gibi şapka giyilecektir. Seneler sonra Çankayada yemek esnasında birkaç defa

Bu Mazhar Müfit yok mu? Kendisine erzurumda örtünme kalkacak, şapka giyilecek, Latin harfleri kabul edilecek dediğim ve bunları not etmesini söylediğim zaman, defteri koltuğunun altına almış ve bana hayal peşinde koştuğumu söylemişti. dedi.

Bir gün bana önemli bir ders verdi Şapka devrimini açıklamış olarak Kastamonudan dönüyordu. Ankaraya döndüğü anda, otomobille eski Meclis binası önünden geçiyor, ben de kapı önünde bulunuyordum. Manzarayı görünce gözlerime inanamadım. Kendisinin yanında oturan Diyanet işleri Başkanının başında bir şapka vardı. Kendisi ne ise ne? Fakat kendisini karşılamaya gelenler arasında bulunan Diyanet işleri Başkanına da şapkayı giydirmişti. Ben hayretlerle bu manzarayı seyrederken, otomobili durdurdu. Beni yanına çağırdı ve Azizim Mazhar Bey, kaçıncı maddedeyiz? Notlarına bakıyor musun? dedi.

Atatürk ile devrimleri arasında çok sıkı bir bağ vardır. Gerçekleştirdiği devrimler, Harbiye talebesi Mustafa Kemalden ölümüne kadar hayatının sebeb-i gayesi, ideali, hayalleri ve hayatının ayrılmaz bir parçası olmuştur. istiklal Harbi esnasında bazı arkadaşlarının vatanı kurtarmak yanında rejimle ilgili icraatların yapılmasını istemelerine karşı şöyle konuşmuştur

Galeyana lüzum yok arkadaşlar. Bir işi zamansız yapmak o işi akamete uğratmak olur. Fikirlerinize muhalif değilim. Sadece zamansız olduğu kanaatindeyim Her şey zamanında ve sırasında yapılmalıdır. derken muhaliflerine karşı da Biz memleketin kanunlarına, idare ve rejim sistemlerine müdahale niyeti güden bir teşekkül değiliz gayemiz sadece vatan ve milleti kurtarmaktan ibarettir. Müstakil bir vatan istiyoruz. Kanunları değiştirmek gerekiyorsa memlekete yeni bir nizam verecek, hükumet şeklini değiştirecek olan müessese Milli Meclis olacaktır. Biz Meclis-i Mebusan değiliz. diyerek ilerde gerçekleştireceği devrimlerin tehlikeye düşmesini önlemiştir.

Daha talebe olduğu yıllarda hep geleceğin hesabını yapardı. Saatlerce uyuyamazdı. istanbul Pangaltıdaki Harp Okulu yıllarında Mustafa Kemalin geceler i karman-çormandı. Yatar ama uyuyamazdı. Sabaha karşı ancak dalardı ve sabahları kalk borusunu duymazdı. Bir gün arkadaşlarından birisi Sen kalk borusunda uyanamıyorsun. Nöbetçi subayı karyolanı sarsmadıkça kalkmıyorsun nen var senin? diye sorduğunda şu cevabı almıştı Yatağa girdikten sonra uykuya dalamıyorum. Gözlerim sabahlara kadar açık. Tam uyuyacağım zaman da kalk borusu çalıyor

1908 kış aylarında Selanikte beyaz Kule Birahanesi karşısındaki Askeri mahfelde Mustafa Kemal ve bazı arkadaşlarının giriştikleri, memleketle ilgili münazarada Mustafa Kemalin söylediklerinin bir kaçı şöyledir inkılabı ikmal etmek lazımdır. Ben bunu yapacağım. Bugünkü Osmanlı imparatorluğunun yüksek sayılan kumandanları benim için yoktur. Ordu kumandan sicilleri için son limit olarak binbaşıyı kabul ediyorum. Geleceğin büyük kumandanları

bunlar olmak gerekir. Sicil defterlerinin binbaşıya kadar olanlarını muhafaza edeceğim. Üst tarafını yaktıracağım. Bundan sonra ne olacağını yapacağımız inkılap gösterecektir. Evet inkılap devrim yapacağız. Bugüne kadar yapılan inkılap devrim sayılmaz. Memleketi binbir akılsızın eline bırakamam. Birçok adamların yerine birkaç kafa ile iktifa edebilirim. Mesela Kazım Köprülüyü Özalp harbiye nazırı yapacağım. Nuriyi Conker kumandan ve idare şefi yapacağım. Fethiyi Okyar yeni inkılapçı Türkiyenin mümessili olarak avrupaya göndereceğim.

Nuri Conkerin gülmesine Mustafa Kemal Niçin gülüyorsun? diye sorduğunda Seni düşünü yorum onun için, bütün işler içinde sen ne olacaksın? Mustafa Kemal gülerek Ben mi? Ben de sizleri o makamlara getiren olacağım. cevabını verdi. O kendi misyonunu daha o Selanik günlerinde

başlatmıştı bile. 29 sene sonra 1937 de Çankayada bir yemekte aynı kişiler karşısında bu konuşmayı kendisi anlatmıştır.

Mustafa Kemal 1918 yılında tedavi maksadıyla gittiği Karlsbadda hatıra defterine şöyle yazmıştır Bir gün bu milleti idare mevkiine gelirsem, carp darbe yapacağım. Ama bu darbe sonunda hiçbir zaman avamın derecesine inmeyeceğim. Avamı kendi seviyeme çıkaracağım.

Mustafa Kemal henüz 26 yaşında ve kıdemli yüzbaşı rütbesindeyken 1907 de Bulgar Türkoloğu ivan Manolofa Bir gün gelecek hayal zannettiğiniz bütün inkılapları başaracağım. Mensup olduğum millet bana inanacaktır. dedi. Mustafa Kemal Atatürk yapacağı inkılapları 1923 ten önce tasarlamıştı. Ancak bütün bu hususları sağlam zaman ve zemin imkanlarıyla başarabilirdi. Beden ve ruh nasıl ki, canlı bir insanın birbirinden ayrılmaz parçaları ise, Atatürkün hayatı ve devrimleri onun şahsiyetinin ayrılmaz unsurlarıdır.

Atatürk devrimlerinin içinde en mühimi laiklik devrimidir. Hatta Atatürk ile ilgili birçok eserde laiklik, Atatürk devrimlerinin temeli olarak kabul edilmiştir. Atatürkün inandığı ve yapmak istediği laiklik, Dünya işlerini din işlerinden ayırmak yani dünya işlerinin dinin dışında ele alınması, dini emirlerden ayrı mütalaa edilmesidir. atatürke göre bir devletin laik olabilmesi için, hukuki bakımdan siyasi ve dini otoritenin birbirinden ayrılması ve devlet işleri ile din işlerinin ayrı olmaları gerekmektedir.

Atatürk, Türkiyenin takib edeceği iktisadi sistemi ve diğer hususlardaki görüşlerini şu sözlerle belirtmektedir Türkiyenin tatbik ettiği devletçilik sistemi 19. asırdan beri sosyalizm nazariyelerinin ileri sürdükleri fikirlerden alınarak tercüme edilmiş bir sistem değildir. Bu, Türkiyenin ihtiyaçlarından doğmuş, Türkiyeye has bir sistemdir. iktisaden zayıf bir millet fakr ü sefaletten kurtulamaz. Kuvvetli bir medeniyete, refah ve saadete kavuşamaz. içtimai ve siyasi felaketlerden yakasını kurtaramaz.

Siyasi ve askeri muzafferiyetler, ekonomik tedbirler ile terviç edilemezlerse, kazanılan zaferler payidar olamaz. Az zamanda söner.

Tüccar, milletin emeğini ve istihsalini kıymetlendirmek için eline ve zekasına emniyet edilen ve emniyete liyakat gösterilmesi gereken adamdır.

istikbal göklerdedir Türk çocuğu göklerdeki yerini en kısa zamanda almalıdır. Bu yarışa Türk milleti olarak vakit kaybetmeden katılmalıyız ve söz sahibi olmalıyız. Yurt içinde behemahal hava sanayii kurulmalıdır.

Hükumetin varlığının hikmeti, memleketin güvenlik ve asayişini, milletin huzur ve rahatını sağlamaktır. millet, dil, kültür ve mefkure birliği ile birbirlerine bağlı vatandaşların teşkil ettiği bir siyasi ve içtimai heyettir.

Bilelim ki, milli birliğini bilmeyen milletler, başka Milletlerin şikarıdır. Bir millet sımsıkı birbirine bağlı olmayı bildikçe, yeryüzünde onu dağıtabilecek bir güç düşünülemez. Bir yurdun en değerli varlığı, yurt taşlar arasında milli birlik, iyi geçinme ve çalışkanlık duygu ve

kabiliyetlerinin olgunluğudur. Hükumet millettir ve millet hükumettir. Hükumetin iki he defi vardır Biri milletin korunması, ikincisi milletin refahını temin etmektir. Bu iki şeyi temin eden hükumet iyidir. Edemeyen fenadır.

basın, bir milletin müşterek sesidir. Bir milleti aydınlatma ve irşatta bir millete muhtaç olduğu fikri gıdayı vermekte, hülasa bir milletin hedef-i saadet olan müşterek bir istikamette yürümesini teminde basın başlı başına bir kuvvet, bir mektep ve bir rehberdir.

Felaket başa gelmeden evvel onu önleme çareleri ve müdafaası düşünülmek lazımdır.Geldikten sonra düşünmenin faydası yoktur.

Türklerin vatan sevgisi ile dolu olan göğüsleri melun ihtiraslara karşı daima demirden bir duvar gibi yükselecektir.

1 Mart 1922 de Meclisi açış nutkunda Buraya kadar sözünü ettiğimiz hususlar, milletin maddi güçlerini geliştiren ve yükselten tedbirlerdir. Halbuki insanlar yalnız maddi değ il, aynı zamanda bu maddi gücün içinde yer alan manevi gücün de etkisi altında hareket ederler. Milletler de böyledir Manevi Güç ise, özellikle ilim ve inanç ile yüksek bir süratle gelişir.

Türkiyenin öğretim ve eğitim siyasetini, her seviyede, tam bir aydınlık ve hiçbir şüpheye yer bırakmayan bir açıklıkla belirlemek ve uygulamak gerekir. Bu siyaset her anlamıyla milli bir özde

düşünülebilir. Milli terbiye esas alındıktan sonra onun dilini, usulünü, vasıtalarını da milli yapmak zarureti münakaşasız kabul edilecek bir kanundur.

Atatürk 15 Temmuz 1921 de ilk Milli Eğitim Kongresinin açış konuşmasında Efendiler yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize görecekleri tahsilin sınırı ne olursa olsun en evvel ve her şeyden evvel Türkiyenin istiklaline, kendi benliğine, milli geleneklerine düşman olan bütün unsurlarla mücadele

etmek lüzumunu öğretmelidir. Dünyadaki milletlerarası duruma göre böyle bir savaşın gerektirdiği terbiye unsurları ile donanmış olmayan fertler ve bu mahiyette fertlerden toplanmış cemiyetlere hayat ve istiklal yoktur. Silahla olduğu gibi dimağı ile de mücadele mecburiyetinde olan milletimizin birincisinde gösterdiği kudreti ikincisinde de göstereceğine asla şüphem yoktur. Milletimizin saf karakteri kabiliyetle doludur. Ancak bu tabii kabiliyeti bilecek bilgilerle donanmış vatandaşlar lazımdır.

Bu konuşma yapıldığı sırada ideolojik, kültür ve psikolojik savaş ve her türlü soğuk savaş usulleri bugünkü seviyede değildi. Atatürk bir yurt gezisinde arkadaşlarıyla sohbet ederken, subaylığının ilk senelerinde Alman filozofu Ludwig Büchlenin eserlerini okuduğunu ve beğendiğini söylemiş ve Alman filozofunun görüşlerini etrafındakilere şöyle izah etmiştir

Tarihten zaferden, büyük devlet adamlarından mahrum milletler maddi imkanları ne kadar geniş olursa olsun ciddi ve güçlü bir sarsıntı karşısında dayanamayıp yıkılıp silinmişlerdir.

Atatürk bir konuşmasında Bilirsiniz ki, milliyet nazariyesini, millet mefkuresini yıkmaya çalışan nazariyelerin dünya üzerinde tatbik kabiliyeti bulunmamıştır. Çünkü tarih, vukuat, hadisat ve müşahedat, insanlar ve milletler arasında hep milliyetin hakim olduğunu göstermiştir ve milliyet prensibi aleyhindeki büyük mikyastaki fiili tecrübelere rağmen yine milliyet hissinin ölmediği ve kuvvetle yaşadığı görülmektedir.

Batılılaşmak, Atatürkün ve onun kurduğu Cumhuriyetin ve devletin resmi hedefi olmuştur. atatürke, göre batılılaşmak, batının örf ve adetlerini almak ve onu kopya etmek değildir. Elbette her milletin kendisine mahsus özel hususiyetleri, örf ve adetleri, töreleri, milleti millet yapan milli ve manevi değerleri kökleri vardır. içtimai bünyeye ters düşen, yani milleti ile bütünleşmeyen bir devlet düşünülemez.

Atatürk ile ilgili olarak Türkiyede ve dış ülkelerde yüzlerce eser yazılmıştır. Elbette Atatürkün yaptıklarını ve şahsiyetini mahdut olan sayfalar arasına sığdırmak mümkün değildir. Atatürkün tarihi, siyasi askeri, idari görüş ve icraatları ile ilgili hususlar ciltler dolusu anlatılmıştır

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir