Yazılar

Buharlı Makine Nedir

Buharlı Makine Nedir

Boulton ve Watt Şirketi 1786 da çift etkili makineyi piyasaya sürdü. Elli beygirgücündeki bu makine bir un fabrikasına satıldı. Bunu iplik, dokuma ve demir fabrikaları, maden ocakları izledi. Watttan önce bile 600 işçi çalıştıran Boulton fabrikaları alabildiğine büyüdü. Bütün dünyadan gelen vinç, sonda, un fabrikaları, iplik ve dokuma fabrikaları, darphane, Stanhope presleri, bira fabrikaları vb. için buhar lı makine taleplerini karşılamaya koyuldu. Böylece 1775 ile 1800 yılları arasında 325 makine imal etti. A. B. D. ilk makineyi 1781 de satın almıştı Almanyada ilk defa 1785 te Fransada da 1778de işlemeye başladı

O yıl Jacgues-Constantin Perier 1742-1818, Seine sularını yükseltmek amacıyla Chaillotya Paris ilk ateşli tulumbayı yerleştirdi. O tarihe kadar çeşme suları, artık eni konu eskimiş olan hidrolik makineler aracılığıyla yakın ırmaklardan su arklarıyla getirilmekteydi. 1778 de Perier, Birminghama giderek Boulton firmasına iki makine ısmarladı ve bunları Debilly rıhtımına monte etti

8 Ağustos 1781 de şaşkın bir kalabalığın önünde işlemeye başlayan makineler, Seineden suları alıyor, Chaillot sırtlarında inşa edilmiş olan her biri 4342 hektolitrelik depolara akıtıyordu. Bu yenilik büyük sükse yaptı. Yirmi yıl içinde Fransada 12 si Anzin madenlerinde olmak üzere 500 tulumba işletmeye kondu. Almanyada on kadar makineye karşılık ingilterede 5 000 tane işlemekteydi.

Wattın makinesinin, Newcomeninkinden üstünlüğü, ne daha güçlü ne de daha kullanışlı oluşuydu. Asıl önem verilen nokta, iki kat daha az yakıt harcamasıydı. Boulton da, makinesini tanıtırken, özellikle bu avantajından yararlanmıştı. Boulton önce para istemeden makineyi müşteriye veriyor, monte edilmesini ve bakımını üstüne alıyordu. Sonra da müşterilerinden borçlarını, kömürden edecekleri tasarrufun karşılığı paranın üçte birini vermek yoluyla ödemelerini istiyordu.

Bütün dünyaca benimsenen Wattın buharlı makinesini geliştirmek için binlerce mühendis işe koyulmuştu. ilk geliştirmeyi Wattın kendisine borçluyuz. silindirden fışkıran ve kondansöre giden buharı görmüş böyle bir gücün boşa harcandığına acıyarak bunu kullanmayı aklına koymuştu. 1782 de piston henüz yarı yoldayken buharın gelmesini önledi

Böylece buhar ve kömürden önemli miktarda iktisat edilmiş oluyordu. 1804 te ingiliz Arthur Woolfun 1766-1837, buharı iki aşamada çalıştırmayı gerçekleştirmesiyle makine daha da iktisatlı çalışmaya başladı. Birinci aşama, 4 atmosferlik bir yüksek basınç silindirinde ikincisi de, alçak basınçlı daha büyük bir silindirde meydana gelmekteydi.

Çift etkili makinenin icadından sonra yapılan en önemli gelişme, Oliver Evens adında 1755-1819 Philadelpialı araba yapımcısının çabalarıyla gerçekleşti. Newcomen, Watt ve Woolf gibi Evens de kendini Denis Papinin düşlerine kaptırmıştı. ekmek parası kazanmak için bir yandan araba, dokuma tezgahı ve değirmen yapmakta, öte yandan da Jonat Han Hornblowerin 1725-1812 Amerikalılara 1750de sunmuş olduğu ingiliz yapısı ateşli tulumbayı geliştirme imkanları araştırmaktaydı. Çalışmalarını sürdürmek için tekniğe değil de, bilime baş vurması oldukça ilginçtir.

Blackin çalışmalarına dayanan Watt, suyun 1 dereceden 100 dereceye getirilmesi için 100 kaloriye, buharlaştırılması için 537 kaloriye ihtiyaç olduğunu bulmuştu. Evens, 100 dereceden 200 dereceye çıkarmak için de azıcık daha ı sıtmanın 30 kalori yeterli olduğunu gözlemledi. Bu durumda az bir masraf eklenmesiyle 15 kat fazla basınç elde edebilecekti. Evensin yazdığı gibi, deneyler, 1.5 atmosferlik bir basınç elde etmek için 4 ölçek Kömürün yetmesine karşılık, 2 atmosfer için 5 ölçek, 16 atmosfer için de 8 ölçeğin yeterli olduğunu kanıtlamaktadır Evens, Wattın makinesinin silindirinde, yüksek basıncın alçak basınçtan daha fazla iş gördüğünü bildiğinden 8 atmosferlik buharla işleyen bir çift etkili makinenin ihtira beratını aldı 1797.

Yüksek basınç kesin bir avantaja sahipti. Ancak, basınca dayanabilecek güçte kazanlar imal edilinceye kadar öne sürdüğü yenilikler kuramsal olmaktan ileri gidemezlerdi. 1800 yıllarında maden işletmeciliği henüz emekleme çağındaydı. Perçin çivisiyle tutturma tekniği yetersiz olduğundan kazanların su geçirmezliği güvenilir durumda değildi

Neyse ki, o günlerde de sanayi dalları günümüzde olduğu gibi dayanışmalı çalışıyordu. Buhar makinesi, demir ve demir-dökme fabrikalarına itici güç sağlıyor, buna karşılık kendi gelişmesi için gerekli imkanları alıyordu. Wilkinsonun delgi makinesi sayesinde silindirlerin içi istendiği gibi oyulabilmekteydi öte yandan araç-makineler işlemeye başlamış ve kimyacılar madenlerin direncini artırma çabalarına hız vermişlerdi.

enerjinin Fethinde ilk Aşama Buhar
Buhar, Hidrolik çark ve yel değirmeninin tam tersine coğrafi ve meteorolojik şartlara bütünüyle yabancı, güçlü ve düzenli bir enerji kaynağıdır. mekanik uygarlığın gelişmesini buharın icadına bağlamak bu bakımdan yerinde bir görüştür. Bununla birlikte, Wattın makinesi ancak 1802den sonra bütün sanayi kollarında kullanılabilmişti. Dolayısıyla bütün sanayi devriminin buhar makinesiyle başladığını söylemek hatalıdır. Sanayi Devrimi çeşitli ülkelerde, değişik tarihlerde başladı

Wattın ilk araştırmalarını yaptığı tarihte, Fransada yeni yeni başlamış olmasına karşılık, ingilterede bu tüm hızıyla gelişmekteydi. Bu bakımdan Buharlı makinenin Sanayi Devriminin sebebinden çok önemli bir sonucu olduğunu söylemek daha uygundur. Gerçekten sanayicileri, özellikle taş kömürü üreticilerini buhara köle olmaya sürükleyen etken geniş çapta ticaretin gerekleri olmuştu.

Yeni itici gücün getirdiği köklü değişikliğin kapsamını ölçebilmek için, o güne kadar enerji kaynağının akarsular, yel ve hayvansal Güç olduğunu hatırlamak yeter. Bir insan toplumunun uygarlık düzeyinin kesin ölçüsü, sahip olduğu itici güçlerinin miktarlarıyla doğru orantılıdır

toplum bilimsel yönden ne derece yükselebilmişse, tabiatın kendisine sunduğu enerji kaynaklarından o derece yararlanabilir, onları kendine hizmet ettirebilir. Topraktan çıkardığı bir kara taşı makinelerinde yakmaya yetenekli bir toplum, elbette hayvan ya da köleleri çalıştırarak gelişmeye çalışan bir toplumdan daha ileri bir düzeydedir.

Daha önceki sayfalarda bir ülkenin zenginliğinin altın stoklarından çok, sanayi kuruluşları ve maden kaynaklarıyla ölçülebileceğini söylemiştik. Bu görüşü şimdi daha belirgin hale sokup şu önermeyi ileri sürebiliriz Bir ulusun zenginliğinin kilowattsaatle kilowatt saat yalnız bir elektrik birimi değildir. Bir buhar makinesinin, bir yel değirmeninin, hatta bir hayvanın ya da boksörün enerjisi de kilowattsaatle ölçülebilir. ölçülmesi gerekir.

Fransayı örnek alırsak 1952 de ülkenin kömür, petrol, hayvan vb. gibi enerji üretimi kaynakları yılda 3 milyar kilowattsaatlik bir enerji sağlamaktadır. Bu nüfusa bölündüğünde 2.620 kilowattsaat eder. Demek ki, her Fransıza ortalama olarak 2.620 kilowattsaatlik bir enerji düşmektedir. Aynı yılda her Amerikalıya 7.790 kilowattsaat her ingilize 4.730 her isveçliye 4.080 kilowattsaatlik enerji düşmektedir. Bu sayılar bu ülkelerin teknik düzeylerini göstermektedir.

1790 da, yeni Buharlı makinenin, uygarlığı fethe çıktığı yıllarda, en uygar ülkede kişi başına ancak 34 kilowattsaatlik bir enerji düşüyordu. Bunun çoğunu da beygir ve öteki çekim hayvanları sağlamaktaydı. O dönemdeki sanayinin en mükemmel enerji kaynağı olan hidrolik çarklar yalnız fabrikalarda kullanılıyordu. Bunlar buğday, Ceviz ve zeytin öğütmekten başka demir eritme körüklerini, dokuma tokmaklarını, presleri ve tezgahları işletmekteydi. Bugün fabrika dediğimiz tesislere o gün değirmen denilmesinin nedeni de buydu. Bugün bile birçok köylerde kağıt değirmenlerine ya da yağ değirmenlerine rastlamaktayız

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir