Yazılar

çağdaş Müzik Nedir

çağdaş müzik Nedir

Gerçekten de yeni bir geleneği yaratmayı başarmıştır bu müzik. Bugün de dünya müzik repertuarında ancak küçük bir yer kaplayan çağdaş müzik, yine de pek çok dünya bestecisini etkilemiş, genişletilmiş, değiştirilmiş, ama yüzyılımızın -çağdaş- müziği olmuştur. Bu yeni geleneği, kendi kişilik ve üsluplarına göre en ileriye götüren besteciler, hiç kuşkusuz 2. Viyana Okulununun etkinliklerine büyük katkıda bulunmuş olan Alban Berg ve Anton Webern olmuştur

Geniş bir dinleyici çevresi, 1885 ile 1935 arasında yaşayan Alban Bergin yapıtlarını, Schönberg ve Weberninkilerden çok daha rahatlıkla kabul edebilmişti. Schönbergin Pierrot Lunairel ile Webernin op. 10 Orkestra Parçaları, ile aynı zamanda dinletilen. Bergin op.4 Altenberg Liedleri. meslektaşlarının yapıtları kadar aşın değildi. 12 ses Müziğinin tematik yapısalcılığını geliştiren Berg, bu müziğe gerçek duygu ve anlatımı getirmişti. Schönbergin aşırı yadırgatıcılığıyla açmış olduğu gediği tekrar kapamayı başarmıştı. Artık günümüzde Wozzeck ve Lulu operaları, piyano Sonatı.

keman Konçertosu, op. 5 Klarinet için 4 Parçası, op. 6 Orkestra Parçaları çoktandır dünya repertuarına girmiş parçalardır. Alban Bergin Schönberg ve Webern kadar radikal yapıtı 1926da yazdığı Yaylı çalgılar için Lirik Suitidir. Bu yapıtta da Schönbergin birçok yapıtlarındaki gibi, Hiyeroglif sayılar ve harfler. 12 Ses Müziğinin temelini oluşturur. 1935in Keman Konçertosundan, Bergin Glasunow. Symanowsky ve Lalonun keman konçertolarını çok iyi bildiği anlaşılır. Alçak ve yüksek seslerin kullanımı, çeyrek seslerle 12 sesin ilişkileri ve sorunları, ritim oyunlarının üstün inceliği, ikinci bölümün sonunda bir Viyana halk şarkısından yararlanması bu konçertonun çekiciliğini oluşturan özelliklerdir.

Alban Berg, bu keman konçertosunu Alma Mahlerin mimar Gropius tan olan duyarlı, sanatçı ruhlu kızı, Manona ithaf etmişti. Berg de Manon da 1935te ölmüşler ve Konçertonun, son bölümü her ikisinin de «Requem-i olmuştu. Yaşamı boyunca Schönberge büyük sevgi, hayranlık ve özveri göstermiş olan Berg, ustasının birçok orkestra yapıtını piyano partisyonu haline getirerek, onları pekçok yerde dinletmiş, kendisi hakkında yazılar, kitaplar yazarak, yaşadığı sürece savunmuştur.

Alban Bergin 1885-1935 Wozzecki ise ilk bakışta realist bir eser olarak görülürse de burada realizmin, yanı sıra başka akımların varlığı da fark edilir ekspresyonizm ve sembolizm. Berg bu operasında, biz yoksul halk olarak belirttiği tüplüm içerisindeki ezilmiş ve haksızlığa uğramış insanları, asker Franz Wozzecki kullanarak temsil eder, insanın hakları ile ilgili bir toplumsal mesaj iletir. ele aldığı Franz Wozzeck adındaki bir tek zavallı kişi aracılığı ile toplumun güçlüleri ve onların umursamazlıkları karşısında ezilen tüm zayıfların durumunu anlatır. Bu anlatışla gününün toplum düzenini eleştirir. Buna rahatlıkla itham eder de diyebiliriz.

Paul Rosenfeld, Wozzecki çok güzel tahlil ediyor çağımızın çok trajik insan tiplerinden birinin ruhsal kişiliğini ve dünyasını çok güzel ve açık bir şekilde ifade eden dramatik bir eser. dram, yan gerçekçilikle, yan sembolik olarak, barış zamanında bir Alman taşra garnizonundaki yoksul bir askerin felâketini anlatır fakat dramdaki olayların yoksullukla, insanın vahşeti ve ahmaklığı ile olan ilişkisi, onu, sadece ufak adamın başından geçenlerin sembolü olarak değ il, fakat maddi bir dünyadaki iyi fakat tam olgunluğa erişmemiş biçare kişilerin başlarından geçenlerin sembolü olarak geneli eştirir.

baş karakter olan Franz Wozzeck sadece cehaletinden, yoksulluğundan ve sosyal mevkiinden ötürü zayıf değildir hassas kafasının, yan gelişmiş bir bireyin kafası gibi olması da onun zayıflığının nedenlerindendir. Fakat yan gelişmiş kişiliği onu çevresindeki güçlülerden gelen hakaretler ve askerlik hizmetinin baskılan karşısında âciz durumda bırakır bu hareketlere ve baskılara kendi kişiliğindeki zayıflık da eklenince, sezgileri kuşkuya dönüşür, sonunda da bir cinayet işler ve intihar eder.

Bu bunaltıcı yan-dış, yan-iç güçler, Brüchner tarafından, bir yüzbaşının, bir askeri doktorun ve bir bando şefinin karikatürleri olarak hiciv yoluyla temsil edilirler öyle ki Wozzeckin tüm ruhsal ve maddi çevresi garip, komik bir görüntüye bürünür. Yüzbaşının aracılığı ile, korku saçan tutucu ve dar görüşlü Ahlakın gücünü doktorun aracılığı ile, insana ve insan ruhuna ters düşen Maddeci bilimin insancıllıkla bağdaşmayan soğukluğunu ve bando şefi aracılığıyla da, erkekteki hayvansal yanı görürüz. Tüm bu yan-gerçek ve yan- sembolik, ayrıca da yan-dış ve yan-iç güçler Wozzecki ezerler, alaya alırlar.

Adi bir kimse olan askeri doktor onun üzerinde de neyler yapar Wozzeck bunlara katlanır, çünkü doktorun ona ödediği birkaç kuruş sevgilisine ve evlilik-dışı çocuğuna bakmasında ona yardımcı olmaktadır. Gerçekte Wozzeckin yan terk ettiği sevgilisini bando şefi ayartır. Kendisi askeri doktor tarafından hırpalanan yüz başı ise, kötü niyetle, Wozzeckin gözlerini entrikaya açar. Sevgilisini bir başkası ile paylaşma zorunluluğunun doğurduğu bu son hakaret karşısında zavallı asker kadım bıçak lar, kendisini de gölde boğar. Wozzeck, ezilen küçük adamın tek başına, fark edilme den, kendini duyurmadan yaşadığı, ıstırap çektiği ve öldüğü karanlık ve korkunç dünyayı ifade eder.

Georg Brüchnerin 1813-1837 yirmi altı sahneden meydana gelen aynı isimli oyunundan, sahnelerden on beşi seçilerek ve üç perde halinde bir araya getirilerek oluşturulan Wozzeck operasında, Alban Berg, her sahneye ayırdığı müzikal formlarla, dramatik yönden olduğu kadar müzikal yönden de ilginç bir düzen kullanmıştır. Eserdeki sahnelerin konulan ile eserin dramatik ve müzikal düzenini bir tablo halinde şöyle özetleyebiliriz.

Wozzeckin konusu kısaca şudur er Wozzeck, yüzbaşının alaylarına katlanmak zorundadır, yüzbaşı papaz tarafından vaftiz edilmemiş bir çocuğu olduğunu bir kez daha hatırlatarak Wozzeckin iyi fakat ahlak yönünden noksan bir insan olduğunu söyler. Bizler gibi yoksul insanlara para gerek. der Wozzeck, ben bir lord olsaydım efendim ve ipekten bir şapka giyseydim ve bir saatimle bir de gözlüğüm olsaydı, o zaman ben de erdemli bir insan olurdum. Erdemli olmak gerçekten, güzel bir şey olmalı. Ben basit bir insanım.

Bu dünyada ve herhangi bir dünyada, bizim gibiler her zaman talihsizdirler. Öyle sanı yorum ki bizler öteki dünyada da ancak gök gürlemesi yapıcıları oluruz. Tıpta yaratacağı devrimle ölümsüzleşmeyi uman askeri doktorun Wozzeck üzerinde yaptığı deneyler ve metresi ile evlilik dışı çocuğuna bakmak zorunda olan adamın doktordan aldığı birkaç kuruş için bunlara katlanması, onun sinirlerini daha da bozar. Hayaller görmeye, anlamsız şeyler konuşmaya başlar.Bu arada sevgilisi Marie de bando şefi ile işi pişirir. Onun hediye ettiği küpeleri kulağında gören Wozzecke onları sokakta bulduğunu söyler. Bu gibi şeyleri, ikisi bir arada, ben bulamadım hiç. diyerek inanmadığını belirten Wozzeck yine de üzerinde durmaz ve doktordan aldığı parayı bırakarak gider.

Sokakta Wozzeck ile karşılaşan yüzbaşı ile doktor adamı alaya alarak hırpalarlar ve bando şefinin Marie ile olan ilişkisini yine insafsızca, alaylı bir şekilde ima ederler. Olabilir efendim, ben basit bir insan olabilirim hiçbir şeyini yok bu dünyada, hiçbir şeyim efendim. Ve siz benimle alay ediyorsunuz. diyen Wozzeck ardından birbirini tutmayan anlamsız sözler etmeye başlar. Bu anlamsız konuşmasına devam ederek, bando şefini orada bulmak ümidi ile Marienin yanına gider. Wozzeck artık aklını oynatmaya başlamıştır.

kadını itham ederek bir tokat atmak üzeredir ki, Küçükken buna babam bile cesaret edemezdi diyerek diklenen kadın onu kapının önünde bırakarak eve girer. Ardından bakakalan Wozzeck .Ah!. insan tıpkı bir uçurum! Kendi içine baktığı zaman insanın başı dönüyor. Düşüyorum. Tüm bu baskılara direnci kalmayan Wozzeck artık aklını yitirmiştir. Marie ile birlikte ormanda yürüdükleri bir gün yine dengesini kaybederek o kadar saçma şeyler söyler ki, korkarak kaçmak isteyen kadını yakalar ve bıçaklayarak öldürür. Sonra da gölün sulan içerisinde kendi canına kıyar.

Wozzeck boğulurken Göl kenarından geçmekte olan yüzbaşı ile doktor, boğulmakta olan birinden geldiğini anladıkları sesleri duyarlarsa da etrafın tekin olmadığından ürkerek boğulan kimseyi kaderine terk edip kaçarlar. Son bir sahne daha vardır Marie ile Wozzeckin oğlu evin önünde oyuncak atı ile oynamaktadır. Sokaktaki öteki çocuklardan biri koşarak yanına gelir ve Hey! Annen öldü! der. Bu haberden hiç etkilenmeyen çocuk oyuncak atına binmeye devam eder Hop! Hop! Hop! diye. Öteki çocuklar gölden çıkarılan cesedi görmeye koşarlar. Marienin çocuğu herkesin gittiğini görünce oyuncak atını bırakır ve arkalarından koşar. Burada çalınan perpetuum mobile, yaşam denen sonu gelmeyen anlamsız hareketi ifade eder.

Sovyetler Birliğinde, Maksim Gorkinin oluşturduğu Sosyalist Realizm deyimini benimseyen devlet 1930lann ilk yıllarında sanatlara bir kez daha yön vermeyi amaçlayarak bu deyimin tüm sanatlarda ilke olarak kabul edilmesini önerdi. Sosyalist Realizm ilkesinin ileri sürdüğü başlıca şart, güzel sanatların halk kitleleri tarafından anlaşılır olması ve beğenilmesi, sonra da sosyalizmin gelişmesinde yardımcı olacak nitelikleri bulunmasıydı. Bu niteliklerin en başında da güçlü ve iyimser olmak geliyordu.

Halk ile ilgili ulusal ve ideolojik konuların işlenmesi ve bunların halkın anlayacağı şekilde ifade edilmesi isteniyordu. Bunun müzikal sanatlardaki anlamı, melodik ve kolay kavranabilir üslupta besteler yapmak oluyordu. Operaların ne şekilde yazılacağı da devlet tarafından belirtilmişti. Rus operası sosyalist konuları işleyecek, müzikal ifadesi realist olacak ve konunun içinde, kötümserliğin yerine iyimserliği aşılayacak olumlu bir kahraman bulunacaktı.

devletin bu Sosyalist Realizm ilkesinin ilk habercisi Dimitri Şostakoviçin Lady Macbeth of Mtzensk adındaki operası oldu. Komünist devrimini benimseyen bir aile çevresinde büyümüştü Şostakoviç. Sanatında da rejimin ifadeciliğini yapanlardan biri olarak yetişmişti. Gogolun bir öyküsünden aktararak yazdığı ilk operası Burunda, çarlık Rusyasındaki eski rejimi alaya almıştı.

Konusunu Nikolai Leskovdan aldığı bu ikinci operasında da, bu kez zina ve cinayet gibi temalar aracılığıyla yine eski burjuva toplumunun eleştirisini yapıyordu. operanın konusu kısaca şudur Serflik zamanı Rusyasında sıkıntılı bir kasabada yaşayan bir tüccarın kansı olan Katerina ismailova, burada yaşamak zorunda kaldığı sıkıcı ve boş hayatın yarattığı çılgınlığın sonunda kocasının adamlarından biri ile sevişir. Durumu fark eden kayınpederini, sonra da kocasını öldürür. Yakalanarak hem o hem de sevgilisi Sibiryaya sürülürler. Sürgünde aşığı başka bir kadın mahkûmla sevişince, Katerina bu kez da rakibim, sonra da kendini öldürür.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir