Yazılar

Dil Nedir

Dil Nedir

D il, ağız içinde bulunan ve 5 duyudan tad alma yı gerçekleştiren kaslardan yapılmış organ. Ayrıca yiyecekleri çiğneme ve yutma işlemine yardım eder, insanlarda konuşmayı da sağlar.Dil, papillaları dile üzerindeki büyümüş bir papillaDile pürüzlü bir görünüm veren dilin üst yüzeyinde ve yanlarinda yer alan minik çıkıntılara verilen isimdir. içlerinde tat tomurcukları bulundurular. Bu tomurcuklar içerisinde ise tat hücreleri vardır.

Papillae filiformes ipliksi papiller. Daha uzunca ve kalın olanına papillae conicae denir Papillae fungiformes mantar şeklindeki papil türü. Papillae vallatae Kısa ve dahe geniş fungiform mantar şekilli papilla Papillae lentiformes Papillae foliatae dilin, arka yan kenarında bulunan, tat tomurcuklarını içeren paralel yerleşimli çok sayıda yapraksı mukoza kıvrımı.

Tat tomurcuklar içerenler Dilin ön bölümlerinde bulunan mantarsı papillalar Özellikle süt içtikten sonra daha da görünür hale gelirler Digerlerine göre daha büyük ve daha az sayida olanlar çanaksı papillala Dilin arkasinda ters bir V harfi biçiminde dizilmişlerdir Yapraksı papillalar Dilin arka yanlarindadir. Mantarsi, çanaksi ve yapraksi papillalar.Tat tomurcugu içermeyenler Sayica en çok olan ipliksi papillalar Papillae filiformes Neredeyse dilin tüm yüzeyini kaplarlar ve dokunma duyu suyla ilgili olarak görev yaparlar.

Dilin Doğuşu Nedir

Kavimlerin, Milletlerin ayrı ayrı dillerinin olması, düşünce tarzlarının, kulaklarının ve hançerelerinin, zevk ve eğilimlerinin ayrılığındandır. Her millet, kainatı kendisine göre seslendirmiş, aynı eşyaya ayrı seslerle karşılık bulmuştur. Dili meydana getiren gizli anlaşmaların ne zaman ve nasıl olduğu bilinmemektedir. Dilin doğuşunda, kelimelerin ilk oluşumunda, doğadaki sesleri taklit etmenin önemli bir yeri olduğu sanılmaktadır. Bugün her dilde ses taklidinden doğdukları açık olan bazı kelimelerin bulunması da bu düşünceyi güçlendirmektedir.

Dilin özellikleri Nelerdir

Anlaşma aracıdır: Dilin birinci ve asıl fonksiyonu anlaşma aracı olmasıdır. Ancak onun vasıta olma halini yanlış anlamamak lazımdır. Zira dil tabii bir vasıtadır. Gelişigüzel bir vasıta, maddi bir vasıta, gelip geçici iğreti bir vasıta, bir alet değildir. dil, canlı bir vasıta gibidir. İnsanlara, fertlere hizmet eder; fakat insanların, fertlerin keyfine tabi değildir. İnsanlar, onu istedikleri biçime sokamazlar, ona değişik bir şekil veremezler. Onu olduğu gibi kabul etmeğe,onun hususiyetlerine dikkat etmeye, onun tabiatına uymağa, onun kanunlarına boyun eğmeğe mecburdurlar. Dilin bütün hayatı kendiliğinden oluşur. Onun doğuşu ve ortaya çıkışı da, tabii şekilde vuku bulmuştur, hayatı ve kullanılışı da, tabii bir şekilde cereyan eder.

İnsanlar aynı mekanda saatlerce, günlerce, aylarca, hatta yıllarca birlikte kalsalar bile duygu ve düşüncelerini belirtmedikleri zaman aralarında bir mesaj akışı sağlanamaz. Duygular, düşünceler, istek ve arzular ancak açığa vurmak suretiyle başkalarına taşınabilir.

Bu ise iletişimi ortaya çıkarır. İletişim, bir duygunun, bir düşüncenin bir zihinden başka bir zihne aktarılmasıdır. İnsanlar, aralarında iletişimi sağlamak için çeşitli metotlardan faydalanırlar: Dil, işaretler, jest ve mimikler…vb. gibi. Çağın teknik gelişmelerine göre bunlara başkaları da ilave edilebilir. Ancak şu bir gerçektir ki insanlar arasında anlaşmayı sağlayan en kolay ve en etkili anlaşma aracı dildir. İnsan, en mükemmel varlık olduğu için, onun kullandığı anlaşma aracı da, kendi tabiatına uygundur.

Tabiilik

Dilin en önemli özelliklerinden birisi de tabii bir varlık oluşudur. toprak tabii, at, tabii; araba ise yapmadır. Biz, toprak yapamayız, ama toprağı ihtiyacımıza göre şekiller vererek kullanırız: Kerpiç, kiremit, tuğla…gibi. Araba ise yapmadır. Bu yüzden ona istediğimiz rengi, şekli, kısaca her tasarımı verebiliriz. Ya ata? Ata istediğimiz şekli vermeye kalkarsak atı da kaybederiz. Dil de tıpkı at gibi tabiidir, yani yapma değildir. Dil yapma olsaydı, insanlar farklı farklı dillerle konuşmak ve yazmak yerine ortak bir dil yaparlar, onu kullanırlardı. Nitekim Esperanto da bu sebeple kullanılamamıştır.

Dilin Kuralları Vardır

Her dilin kendine özgü kuralları vardır. Bu kurallar dilin tabiatından ortaya çıkmaktadır. Daha açık bir ifadeyle söylemek gerekirse biz önce kuralları koyup bu kurallara göre dili şekillendirerek konuşmuyoruz. Mevcut kuralları ,dilin tabi yapısından tespit ediyoruz. Mesela; Türkiye Türkçesinde fiilin şimdiki zamanda yapıldığını belirtmek için – yor ekini kullanıyoruz. Bizim bu eki değiştirmek gibi bir tasarrufumuz olamaz. Dilin yapısı,kuralları ve kelime hazinesi, Milletin anlayışı, dünya görüşü ve felsefesiyle yakından Dilin yapısı, kuralları ve kelime hazinesi,milletin anlayışı, dünya görüşü ve felsefesiyle yakından hareketli bir hayat yaşayan bir milletin meramını anlatmak için zamanı yoktur. Bu sebeple yerine göre gel, sor, al, yaz, bil … kelimeleri bir isteğin ifadesi için yeterli olmaktadır.

Canlıdır

Dil, kendi kanunları içerisinde yaşayan canlı bir varlıktır. canlıların ortak özelliklerinden olan doğma, büyüme, gelişme gibi özellikler dil için de geçerlidir. Kelime ihtiyaçtan ortaya çıkıyor bir süre kullanılıyor ve belli bir zaman sonra kullanımdan kalkıyor. Mesela; kağnının kullanımdan kalkmasıyla birlikte kağnı kelimesi ve kağnıyı oluşturan parçaların her birine verilen adlar da kullanımdan kalkmaktadır. Yalnız bu demek değildir ki şimdi her birine verilen adlar da kullanımdan kalkmaktadır. Yalnız bu demek değildir ki şimdi kendi zamanının dilidir. Hiç kimse geçmiş bir devrenin de, gelecek bir zamanın da dilini kullanamaz. Ölü bir kelimeyi zorla günlük dile sokmaya çalışmak bir ölüyü diriltmeye benzer ve bir netice vermez. Mesela, aslı Arapça olan kitab kelimesini biz kitap şeklinde kullanıyoruz. Eski Türkçede kitabı ifade eden bir betik kelimesi varsa biz bu kelimeyi niçin kullanmıyoruz, demek dilin canlılık özelliğine uymaz.

Dilin doğuşu konusunda çeşitli teoriler ortaya atılmıştır ve bu değerlendirmelerle ilgili tartışmalar da devam etmektedir. Acaba ilk insanlar nasıl anlaşıyorlardı

Niçin Milletlerin Dilleri Farklı fFrklıdır

gibi soruların sayısını artırabiliriz. Bunun gibi sorulara verilecek cevaplar da birbirinden farklı olacaktır. Şurası bir gerçektir ki bir dildeki kelimeler ve kelime dizileri konusunda o milletin bütün fertleri tarihin bilinmeyen döneminde gizli bir anlaşma yapmışlardır. Aynı nesne için Türkler taş derken Araplar hacer, Farslar seng, Ruslar kamin, İngilizler stone demişlerdir. Böylece her kavmin ayrı bir dili olmuştur. seng, Ruslar kamin ,İngilizler stone demişlerdir. Böylece her kavmin ayrı bir dili olmuştur ve temayüllerinin ayrılığındandır. Her millet kainatı kendisine göre seslendirmiş, aynı eşyaya her Millet ayrı seslerle karşılık icat etmiştir.

Kendi kanunları içinde yaşayıp giden tabii ve canlı bir varlık olarak dil, insanın üzerinde, ferdin üstünde daima müstakil bir hüviyete, ayrı bir benliğe sahiptir. Dil bazı insanların veya zümrelerin değil, bütün bir milletin ortak malıdır. O yalnız yaşayan neslin değil, ecdadın da, torunların da üzerinde hakkı olan derinliğine ve genişliğine bütün bir millet malıdır, millet emanetidir, millet mirasıdır, millet istikbalidir.
Sosyal bir kurumdur

Dil tek tek fertleri değil bütün bir milleti ilgilendirir. Millet olmanın da birinci vasfı aynı dili konuşmaktır. Milletin sahip olduğu değerler içerisinde dil birinci sırayı almaktadır. İnsanın, milletin sosyalliği kadar dil de sosyaldir.

Türk dilinin Dünya Dilleri Arasındaki Yeri

Bugün yeryüzünde kaç dilin konuşulduğunu, kesin bir sayı ile belirtmek güçtür. Bu güçlük, henüz bir yazı dili durumuna gelememiş bir takım dillerin varlığından ileri gelmektedir. Bununla birlikte, dil bilim alanında yapılan çeşitli tespit ve sayımlara göre, dünyada ölü veya yaşayan üç binin üzerinde dil bulunmaktadır. Bazı dilbilimcilere göre, dil ve dili oluşturan öğeler, insanın doğadaki sesleri taklidinden doğmuştur (horlamak, havlamak, gürlemek, kükremek, çatır damak, şırıl damak vb.). kimi dil bilimcilere göre ise, insanların çeşitli olaylar karşısında gösterdikleri beden ve ruh tepkisiyle çıkardıkları ünlemlere bağlayanlar da vardır. Bazı bilginler ise, dilin doğuşuna, ortaklaşa çalışmalar ve birlikte iş görmeler sırasında çıkarılan ritmik seslerin temel oluşturduğunu ileri sürmüşleridir.

Konuşma Dili

Bir ulusun dil birliğinin yazıyla ilişkili olmayan ve çeşitli söyleyiş özellikleri taşıyan yönüdür. Bu niteliğiyle konuşma dilini, yazı çok sonra bulunduğu için temel almak gerekir. Konuşma dili, yazılı dile oranla daha hızlı bir değişme, gelişme içindedir. J. Lyons, geleneksel dilbilgisi uzmanlarının, konuşma dilinin yazılı dilden daha aşağı bir düzeyde olduğu görüşünde bulunduklarını belirtmekte, modern dil bilimin ise, bu görüşün bilinçli bir karşıtı olarak konuşma dilinin temel ve daha eski olduğunu savunduğuna değinmektedir.

Yazı Dili

Konuşma dilinin yazıya geçirilmiş şekli olarak tanımlanabilir. Yazılı dilin bir geleneği, kendine özgü kuralları, biçimleri vardır. Sözcükleri az çok farklı söylesek de yazıya geçirerek, yazı geleneğine uyarız. Bir bakıma, yazılı biçimleri, sözleri tam karşılamamış olur. Bir ağız üzerine kurulan ortak dilin, yazışmalarda kullanılması, okul kitaplarının, bilim ve sanat yapıtlarının bununla yazılaması sonucunda ortaya çıkan yazılı dile ise, yazı dili denir. Bu niteliğiyle yazı dili, ortak dille ve kimi yazarların kullandığı edebi dille anlamdaş sayılabilir. İstanbul ağzı üzerine kurulan yazılı dil, hem ortak dilimiz hem de yazı ve edebiyat dilimizdir.

Sanat ve bilim dili, her ülkede daha geniş, daha özel bir sözvarlığına sahip olmuştur. Bununla birlikte, genel olarak, edebi dil ve yazı dili eş anlamlı olarak kullanılmaktadır. Kimi dillerin yalnızca konuşma dili olarak yaşadıkları görülür. Bu gibi diller, genel olarak ilkel toplumların dilidir. “Türk Yazı Dili” denildiği zaman, eldeki ilk yazılı ürünleri VIII. yüzyıla uzanan, Asya’da ve Anadolu’da günümüze gelinceye değin her evrede pek çok yapıt bırakmış olan bir dil anlıyoruz.

Argo

toplum içinde bir kesimin ya da öbeklerin farklı bir biçimde anlaşmayı sağlamak amacıyla oluşturduğu özel bir dildir. Temelde, toplumun genel olarak aşağı tabakasında kullanılan argo, hemen her ülkede, okumuş, yetişmiş kişiler arasında da tutunabilmektedir. Bunlar arasında, argonun değişik türleri de ortaya çıkmaktadır: artist, öğrenci hatta bilgin argosu vb. Argo, gelişmiş, oldukça sanatlı ve çoğu kez nükteli bir dildir. Her ülkede bu özel dilin oluşumunda birbirine benzer eğilimler görülmekte, benzer yollara gidilmektedir. Argonun sözvarlığı, ortak dilin sözcüklerine özel anlamlar vermek, kimi sözcüklerde bilinçli değişiklikler yapmak, eskimiş öğelerden, aynı dilin lehçelerinden ve yabancı kökenli öğelerden yararlanmak yoluyla meydana getirilir.

Argoda, bir anlam olayı ve aynı zamanda bir söz sanatı olan deyim aktarmalarına çok sık rastlanır. Argo, küçük değişiklikler dışında, dilbilgisi yönünden, ortak dilden ayrılmaz. En önemli özelliği, sürekli değişmesidir. Argo, Toplum içindeki modalardan, önem kazanan çeşitli kavramlardan, ilişki kurulan yabancı ülke ve dillerden sürekli olarak yararlanmakta ve değişmektedir. Bu da dil-toplum ilişkisini ve dilin değişkenliğini göstermektedir. Konuşulanlar dışındaki kimselerce anlaşılmaması için, sözcüklerin bozulmuş biçimlerinden oluşturulan ve yine bir zümreye özgü olan özel dil türü de jargondur.

Kaç tür Dil Vardır

  • Doğal bakımdan
  • 1. doğa dili
  • 2. hayvan dili
  • 3. İnsan dili
  • Teknik bakımdan:
  • 1. hareket dili
  • 2. Konuşma dili
  • 3. Yazı dili

coğrafya Bakımından

  • 1. Yabancı dil
  • 2. Milli dil
  • Tarih bakımından:
  • 1. Ölü dil
  • 2. Canlı dil
  • 3. Uygarlık dili

Anlatım Düzeyi Bakımından

  • 1. Günlük dil
  • 2. Halk dili
  • 3. Elit dili

Anlatım Biçimi Bakımından

  • 1. Bilim dili
  • 2. Sanat dili
  • 3. Teknik dil
  • 4. Kitlesel haberleşme dili
  • 5. müzik dili
  • 6. mekanik dil

Dil Bilim Bakımından

  • 1. Benzer dil
  • 2. Devrik dil
  • 3. Analitik dil
  • 4. Sentetik dil

Sözlükte “Dil” Ne Demek

Dil, insanların düşündüklerini ve duyduklarını bildirmek için kelimelerle veya işaretlerle yaptıkları anlaşma, lisandır.

Dil nedir ? Dilin Felsefesi Nedir ?

Toplumsal yaşamın gereksinimlerinden ve özellikle üretim faaliyetinden doğan sürekli gelişme içinde bulunan nesnel gerçeğin insan tarafından öğrenilmesi sürecinde düşüncelerin oluşmasına, düşünmeye düşünme/düşünce) Hizmet eden insanlar arasında düşüncelerin ve duygusal yaşantının karşılıklı olarak ifade edilmesine ve aynı zamanda, edinilmiş genel bilgilerin dilin gereçleriyle saptanıp korunmasına ve iletimine olanak veren söz işaretleri sistemi.

Konuşulan-dil (sesli-dil), toplumsal çalışmanın etkisiyle, düşünceyle birlikte doğmuştur. Çalışmanın gelişmesi, zorunlu olarak toplum üyelerinin karşılıklı yardımlaşma, birlikte (ortak) çalışma durumlarını artırarak ve bilinci bu birlikte çalışmanın her birey için yararı konusunda aydınlatarak, toplum üyelerinin birbirlerine daha yakından bağlanmalarına yardımcı oldu. Kısacası, gelişen insanlar, artık birbirlerine söyleyecek bir şeyleri olan insanlar durumuna geldiler. Gereksinim kendine bir organ yarattı: maymunun gelişmiş gırtlağı yavaş yavaş, ama aralıksız olarak, ses farklılıkları (modülasyonlar) yoluyla, yeni yeni ses farklılıkları elde edecek şekilde değişime uğradı ve ağız organları, eklemleşmiş(birbirinden farklılaşmış) sesleri birbiri ardından söylemeyi öğrendiler.

Kaynakları ve işlevleri bakımından dil ile düşünce, ayrılmaz bir bütünlük oluştururlar. Konuşulan-dilin sözcükleri, düşüncedeki kavramların maddi varoluş biçimleridir kavramlar ise, sözcüklerin düşünsel içeriğidirler. Konuşulan-dil, tarihsel gelişme içinde düşünceyle sarmaşarak doğal-dile dönüşmüştür. Bu doğal-dil, ya da konuşma dili, yine dil yada dilin öğeleri olarak kabul edilebilecek diğer tüm işaret sistemlerinin temelini oluştururlar. Bu anlamda yapay-diller, çağdaş bilimde büyük bir önem taşırlar ve bilimsel teoriler ile bilgi alanlarının şaşmaz, tutarlı bir mantığa dayanmasına ve formelleştirilmesine olanak sağlarlar.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir