Yazılar

Divan Edebiyatı Nazım Şekilleri

Divan Edebiyatı Nazım Şekilleri

Gazel Aşk şarap ve tabiat güzelliklerini terennüm eden gazel 5-15 beyitten meydana gelmiştir. Gazelin ilk beytine matla şiirin doğduğu, son beytine makta şiirin kesildiği denir. Makta beytinde gazelin kafiye ve ölçüsüne karar verilir. Makta beytinde şairin mahlası bulunur. En güzel beyit ise beytül-gazel adı ile anılır. konu bütünlüğü olan gazele yek-ahenk, her beyti çok güzel olan gazele yek-avaz adı verilir. Divan şiirine en çok kullanılan nazım şekillerindendir. Bu sahada Fuzuli, Baki, Nedim gibi şairler mükemmel örnekler vermişlerdir. Gazelin Kafiye düzeni aa, ba, ca, da, ea, fa şeklindedir

aruzun uzun kalıplarıyla yazılır, bu yönü itibariyle mesneviden ayrılır. Gazeli oluşturan mısraların ortasında iç kafiye varsa buna musammat gazel denir. “Kamu bimarına canan deva-yı derd eder ihsan ihsan Niçin kılmaz bana derman beni bimar sanmaz mı” Hasılım yok ser-i kuyunda beladan gayrı Garazım yok, reh-i aşkında fenadan gayrı

a a Matla beyti Ney-i bezm-i gamem ey ah ne bulsan yele ver Oda yanmış kuru cismimde hevadan gayrı b a Hüsn-i matla Perde çek çehreme hicran günü ey kanlı sirişk, Ki gözüm görmeye ol mehlikadan gayrı c a Yetti bikesliğim ol gayete kim çevremde Kimse yok çizgüne girdab-ı beladan gayrı D a Ne yanar kimse mana ateş-i dilden özge Ne açar kimse kapım bad-ı sabadan gayrı e a Beytül-gazel Bozma ey mevc gözüm yaşı hababıb ki bu seyl Komadı hiç imaret bu binadan gayrı f a Hüsn-i makta Bezm-i aşk içre fuzüli nice ah eyleme yem Ne temettu bulunur bende sadadan gayrı g a Makta beyti Kaside Herhangi bir konuyu veya kişiyi övmek maksadıyla yazılmış, aa, ba, ca, da, ea, fa kafiye düzeniyle süren 33-99 beyitli manzumelerdir. ilk beyte matla, son beyte makta, şairin mahlasının geçtiği beyte tac beyit en güzel beyte beytül-kasid denir. Kasidenin giriş kısmına teşbib veya nesib denir. Övgüye başlanan beyte girizgah, denir.

Diğer bölümleri medhiye övgü, fahriye övünme ve duadır. Kasideler ya nesib veya teşbib bölümüne göre. bahar iye, şitaiye, ramazaniye redif veya kafiyesine göre su kasidesi, kaside-yi raiyye, kaside-yi mimiyye vb. isimler alır. Konularına göre tevhid, münacat, nat, mersiye gibi adlar verilir. Baki, Fuzuli, Nefi bu sahada güzel örnekler vermiştir

Saçma ey göz eşkden gönlümdeki odlare su Kim bu denlü dutuşan odlara kılmaz çare su a a Matla beyti ab-gündur günbed-i devvar rengi bilmezem Ya muhit olmuş gözümden günbed-i devvare su b a Zevk-i tiginden aceb yoh olsa gönlüm çak çak Kim mürür ilen bıragur rahneler divare su c a Vehm ilen söyler dil-i mecrüh peykanın sözün ihtiyat ilen içer her kimde olsa yare su d a Suya versin bağban gülzarı zahmet çekmesin Bir gül açılmaz yüzün- tek verse min gülzare su e a Ohşadabilmez gubarını muharrir hattına Hame-tek bahmakdan inse gözlerine kare su f a arızın yadıyle nem-nak olsa müjganım nola Zayi olmaz gül temennasiyle vermek hare su g a Gam günü etme dil-i bimardan tigin dirig Hayrdır vermek karanu gicede bimare su h a iste peykanın gönül hecrinde şevkim sakin et Susuzam bir kez bu sahrada menümçün are su i a Men lebin müştakıyam,

zühhad kevser talibi Nitekim meste mey içmek hoş gelir, hüşyare su j a Ravza-i küyuna her dem durmayıp eyler güzar aşık olmuş galiba ol serv-i hoş-reftare su k a Su yolun ol küydan toprağ olup dutsam gerek Çün rakibimdir dahi ol küya koyman vare su l a Dest-büsı arzüsiyle ger ölsem dostlar Küze eylen toprağım sunun anınla yare su m a içmek ister bülbül ün kanın meğer bir reng ile Gül budağının mizacına gire kurtara su n a Yümn-i natından güher olmuş Fuzüli sözleri Ebr-i nisandan dönen tek lülü-i şeh-vara su o a Taç beyti Umduğum oldur ki rüz-ı haşr mahrüm olmayam Çeşme-i vaslın vere men teşne-i didara su p a Makta beyti Mesnevi Mesnevi, her beytinin mısraları kendi aralarında kafiyeli olan nazım şeklidir.

Mesneviler hikaye, tarihi, dini,tasavvufi, ahlaki vb. konularda yazılmış olan uzun manzumelerdir. Aruzun kısa kalıplarıyla yazılır. Kafiye bulma kolaylığı sayesinde oldukça uzun yazılanları vardır 12000 beyit. Beş mesnevisi olan şaire hamse sahibi denir. Gazele göre edebi sanatlar azdır.

Bir eşek var idi zaif ü nizar Yük elinden katı şikeste vü zar a a Matla beyti Gah odunda vü gah Suda idi Dün ü gün kahr ile kısuda idi b b Ol kadar çeker idi yükler ağır Ki teninde tü komamışdı yağır c c Nice tü, kalmamışdı et ü deri Yükler altında kana batdı deri d d Arkasından alınsa palanı Sanki it artığıydı kalanı e e Bir gün ıssı ider himayet ana Yani kim gösterir inayet ana f f Aldı p alanını vü saldı ota Otlayarak biraz yürüdü öte g g Gördü otlakda yürür öküzler Odlu gözler ü gerlü göğüzler h h Boynuzı bazısının ay bigi Kiminün halka halka yay bigi i i Şarkı Divan şiirine Türklerin kazandırdığı bir nazım şeklidir.

Şarkıda ilk bendin dördüncü mısraı bütün bentlerde tekrarlanmaktadır. Nazım birimi, kafiye şeması bakımından koşmaya benzer. Ölçü, beste, dil ve anlatım yönünden koşmadan ayrılır. Buna nakarat denir

Şarkılar bestelenmek Yine oldum esiri ah bir şüh-ı sitemkarın Ki dilber sevmemiş, bilmez belasın aşık-ı zarın Ne kafirliklerin gördüm ben ol zülf-i siyehkarın, O ebrünun, o zalim gamzenin ol çeşm-i mekkarın a a a O tıfl-ı nazı gördüm rüyine hurşid eser etmiş Haberdar olmamıştım, sonra bildim neylemiş netmiş Meğer zalim kaçıp tenhaca Sadabada dek gitmiş Temaşa eylemiş alayını şevketlü hünkarın b b b a Gezermiş kasrın etrafında yer yer taze meh-rülar Mükehhal gözlü, şirin sözlü, Leyli yüzlü ahülar Heman alkış sadasın andırırmış çağlayan sular, Ederlermiş duasın padişah-ı madelet-karın c c c a Güzelsin, bi-bedelsin, şühsun, alüftesin cana! Söz olmaz hüsnüne, gelmez nazirin aleme hakka! Senin her cevrine bin can ile sabreylerim amma, Beni pek öldürür ey bi-vefa ellerle bazarın d d d a

Kaside Daha çok din ve devlet büyüklerini övmek amacıyla yazılan şiirlerdir Kaside şairlerine kaside-gü kaside söyleyen, kaside-sera ya da kaside-perdaz kaside yazan denir. Kaside 6 bölümden oluşur

Birinci bölüm 15-20 beyitliktir. Bu ilk bölüme, aşıkane duygular yer alıyorsa nesib, bahar, tabiat, bayram gibi konulara değiniliyorsa teşbib adı verilir.

ikinci bölüm girizgah ya da girizdir. Genellikle tek beyitten oluşur ve burada şair medhiyeye övgüye geçeceğini bildirir. Girizgah konuya uygun ve nükteli olmalıdır.

Üçüncü bölüm medhiyedir. Bu bölümde asıl Konu anlatılır. Beyit sayısı konuya ve şaire göre değişen medhiye bölümü kasidenin en sanatlı beyitlerini içerir.

Kasidenin dördüncü bölümü tegazzüldür. Tegazzül, 5-12 beyit arasında değişir Kasidenin başında ya da sonunda yer alabilir. Bu bölüm her kasidede bulunmayabilir.

Beşinci bölüm fahriyedir. Şair bu bölümde de kendisini över Kasidenin son bölümü duadır. Bu bölümde önceki beyitlerde övgüsü yapılan kişi için dua edilir Kasideler, nesib bölümünde ele alınan konuya göre göre kaside-i bahariyye, kaside-i ramazaniyye, kaside-i hammamiyye olarak adlandırılır. Uyaklarına göre r harfi ile bitiyorsa kaside-i raiyye, l harfiyle bitiyorsa kaside-i lamiyye, m harfiyle bitiyorsa kaside-i mimiyye diye anlandırılır. Rediflerine göre de, tevhid, münacaat, methiye diye bölümlenir. Kasidenin en güzel beyiti beyt-ül kasidedir. Şairin adının geçtiği beyite ise tac beyit denir.

Gazel Divan edebiyatının en yaygın kullanılan nazım biçimidir. Önceleri Arap edebiyatında kasidenin tegaüzzül adı verilen bir bölümü iken sonra ayrı bir biçim halinde gelişmiştir. Gazelin beyit sayısı 5-15 arasında değişir. Daha fazla beyitten olaşan gazellere müyezzel ya da mutavvel gazel denilir. Gazelin ilk beyti matla, son beyti ise makta adını alır.

Matla beytinin dizeleri kendi aralarında uyaklıdır musarra. Sonraki beyitlerin ilk dizeleri serbest ikinci dizeleri ilk beyitle uyaklı olur. Birden fazla mussarra beytin bulunduğu gazel zü’l-metali, her beyti musarra olan gazel ise müselsel gazel adıyla bilinir. ilk beyitten sonraki beyte hüsn-i matla ilk beyitten güzel olması gerekir, son beyitten öncekine hüsn-i makta son beyitten güzel olmalı gerekir denir.

Gazelin en güzel beyti ise beytü’l-gazel ya da şah beyit adıyla anılır bunun yeri ya da sırası önemli değildir Bazı gazellerin matlasını oluşturan dizelerden birinci ya da ikincisinin matkasının ikinci dizesi olarak yenilenmesine redd’i-matla denir. Şair mahlasını şairin takma adı, ya da tanındığı ad maktada ya da hüsn-i maktada söyler. Bu durumda beyit ikinci bir adla mahlas beyti ya da mahlashane olarak anılır. Şairin mahlasını tevriyeli kullanmasına hüsn-i tahallüs denir.

Dize ortalarında uyak bulunan gazele musammat, sonu getirilmemiş ya da beyit sayısı 5in altında bulunan gazellere de natamam gazel denir. Başka şairlerin birkaç dize ekleyerek bend biçimine dönüştürdüğü gazellere tahmis, terbi adı verilir. Bütün beyitlerinde aynı düşüncenin ele alındığı gazeller yekahenk gazel, her beyti öncekinden ustalıklı biçimde söylenmiş gazeller de yekavaz gazel olarak adlandırılır.

Gazeller konularına göre de çeşitli isimlerle tanımlanır aşka ilişkin acı mutluluk gibi içli duyguların dile getirildiği gazeller aşıkane içki, yaşama boş verme, yaşamdan zevk alma gibi konularda yazılanlara rindane denir. Aşıkane gazellere en iyi örnek Fuzulinin gazelleri, rindane gazellere en iyi örnek ise Bakinin gazelleridir. kadınları ve ten zevklerini konu edinen gazeller ise, örneğin Nedimin gazelleri, şuhane, öğretici nitelikli gazellere, örneğin Nabinin gazelleri, hakimane gazel denir.

Gazeller eskiden bestelenerek okunurdu. Özelikle bestelenmek için yazılmış gazeller de vardır Gazelleri makamla okuyan kişilere gazel Han gazel yazan usta şairlere ise gazelsera adı verilir. Gazel Türk müziğinde ise şiirin bir hanende tarafından doğaçtan seslendirilmesidir. Sesle taksim olarak da bilinir.

tfrRubai Kendine özgü bir ölçüsü olan 4 dizelik mısralık nazım birimidir. Rubailerde birinci, ikinci, dördüncü dizeler uyaklı, üçüncü dize serbesttir. iki beyitlik kıtalar biçiminde yazılmış rubailer de vardır. Her dizesi birbiriyle uyaklı rubailere rubai-i musarra ya da terane adı verilir. Rubainin aruzun hezec bahrinden 24 kalıbı bulunur. Bunlardan mef’ulü birimiyle başlayan 12 kalıba ahreb, mef’ulün birimiyle başlayan öbür 12 kalıba da ahrem denir. Kalıpların sonu faül ya da fa birimiyle biter.

Rubainin her dizesi ayrı bir ölçüde olabildiği gibi, dört dizesi de aynı ölçüde olabilir. Türk divan şiirinde daha çok ahreb kalıbına rastlanır. Rubailer genellikle mahlassız şiirlerdir. Ve divan şairlerinin divanlarının sonunda rubaiyyat başlığı altında sıralanırlar. Bu türün tartışmasız en büyük şairi Ömer Hayyamdır.

Türk edebiyatında Mevlananın Farsça yazdığı felsefi rubiler bu t ürün hızla yayılmasına neden oldu. Kara Fazli, Fuzuli 16. yüz yılda bu türün en usta örneklerini verdiler. Divan edebiyatında 17. yüzyıl rubainin altın çağı oldu. Azamizade Haleti, yazdığı bin kadar rubai ile en büyük Osmanlı rubai şairi olarak tanındı.Cumhuriyet döneminin en büyük rubai ustası ise Yahya Kemal Beyatlıdır.

Musammat Bendlerden kurulu nazım biçimlerine murabba, muhammes, müseddes, müsebba, müsemmem, mütessa, muaşşer, terbi, tahmis, taşdir, tesdis, tesbi, tesmin, tes-i, taşir, terkib-i bend ve terci-i bend verilen genel addır. ilk bende geçen dize ya da beyitlerin, öbür bendlerin sonunda aynen yinelenmesiyle düzenlenen musammatlara mütekerrir musammat denir. ilk benddeki dize ya da beyitlerin, öbür öbür bendlerin sonundaki dize ve beyitlerle yalnızca uyak bakımından uyuşması durumunda musammat müzdevic musammat adını alır.

Terci-i bend / terkib-i bend Uyakları gazel biçiminde düzenlenmiş hane adı verilen 5-10 beyitlik şiir parçalarının genellikle 5-12 hane vasıta denen ve sürekli yinelenen bir beyit ile birbirine bağlanmasından oluşan nazım biçimidir. Vasıta beyitinin her hanenin sonunda değişmesi durumunda şiir terkib-i bend olur.

Müsemmem Sekiz dizeden oluşan bendler halinde yazılmış musammatlardır Tuyuğ Halk edebiyatındaki mani türüne benzer tarzda yazılmış musammatlardır. Çoğunlukla her beytinin birinci ikinci ve dördüncü dizeleri uyaklıdır.

tahmis Bir gazelin her iki dizesinin başına aynı ölçüde üç dize ekleyerek oluşturulan nazım biçimidir. Tahmis genellikle başka bir şairin gazeline yapılırsa da, kendi gaz ellerinden tahmis oluşturan şairler de vardır. Başarılı bir tahmis’te asıl beyit ile eklenen dizeler anlam bakımından kaynaşmış olmalıdır.

Tardiye Beş dizelik bentlerden oluşan musammat türüdür. Taşdir Kaside, gazel, mesnevi gibi şiirlerin girişine konulan tanıtma dizeleri taşdir adıyla tanımlanır.

Tesdis ikili dizelerler yazılmış bir gazelin her beytine dört dize daha ekleyerek altılı beyitler haline getirilmiş gazel türüdür. Tahmis türünde olduğu gibi genellikle eksik gazellere uygulanır.

Tesbi ikili dizelerler yazılmış bir gazelin her beytinin matlasına 5 dize daha eklenerek yedili beyitler haline getirilmiş gazel türüdür. Tahmis ve tesdis türünde olduğu gibi genellikle eksik gazellere uygulanır. Eklenen dizelerin kafiyesi, mevcut dizelerle aynıdır.

Taşir ikili dizelerler yazılmış bir gazelin her beytine 8 dize daha ekleyerek 10’lu beyitler haline getirilmiş gazel türüdür. Tahmis ve tesdis türlerinde olduğu gibi genellikle eksik gazellere uygulanır.

Tezmin ikili dizelerler yazılmış bir gazelin her beytine 6 dize daha ekleyerek 8li beyitler haline getirilmesidir. Tahmis ve tesdis türlerinde olduğu gibi genellikle eksik gazellere uygulanır.

Muaşşer Aynı ölçüde onar dizelik bendlerden oluşan nazım biçimidir. il bendin on dizesi birbirleriyle, sonraki bendlerin ise ilk iki dizesi ilk bend ile uyaklıdır. ilk beytin son bendinin her bendin sonunda aynen yinelendiği muaşşerlere mütekerrir muaşşer denir. Bendlerin son beytinin ilk bendin uyağına uygun olarak her bendde değişmesiyle yazılan muaşşerler ise müzdeviç muaşşer adıyla tanımlanır.

Muhammes Aynı ölçüdeki beşer dizelik bendlerden oluşa nazım biçimi. ilk bendin 5 dizesi birbirleriyle, sonraki bendlerin son bir ya da iki dizesi ilk bend ile uyaklıdır. Son bir ya da iki dize, her bendin sonunda aynen tekrarlanıyorsa bu muhammese mütekerrir muhammes, bu dizelerin ilk bend ile yalnızca uyak yönünden uyuştuğu muhammeslere ise müzdeviç muhammes adı verilir. Bend sayısı 4-8 arasında değişir. Muhammeslerde çoğunlukla felsefi düşünceler, tasavvuf konuları ele alınır.

Murabba Aynı ölçüde dörder dizelik bendlerden oluşan nazım biçimidir. Murabbalarda ilk bendin dört dizesi birbirleriyle, sonraki bendlerin son dizesi ilk bendle uyaklıdır. Son dizenin her bendin sonunda aynen yinelendiği murabbalara mütekerrir murabba denir. Her bendin son dizesi ilk bendle yalnızca uyak açısından benzeşiyorsa murabba müzdeviç murabba diye tanımlanır. Murabbaların uzunlukları 4-8 bend arasında değişir. Konuları çoğunlukla dinsel ve didaktiktir. Övgü, yergi, manzum, mektup, mersiye gibi türlerde yazılmışlardır.

Müseddes Aynı ölçüde altışar dizelik bendlerden oluşan nazım biçimidir. ilk bendin bütün dizeleri birbirleriyle, sonraki bendlerin bir ya da iki dizesi ilk bend ile uyaklıdır. ilk bendin son ya da son iki dizesi her bendin sonunda yinelenirse mütekerrir müseddes, sonraki bendler ile ilk bend yalnızca uyak yönünden benziyorsa müzdeviç müseddes adını alır. Müseddeslerin uzunluğu 5-8 bend arasında değişir. Konuları tasavvuf ve felsefedir.

Müstezat Bir gazelin her dizesine bir kıza dize ekleyerek oluşturulan şiir biçimidir. Çoğunlukla aruzun mefulü/ mefailü/ mefailü/ feulün kalıbı kullanılarak yazılırlar. Her dizeden sonra bu kalıbın ilk ve son birimleri olan mefulü/ feulün kalıbına uygun bir kısa dize söylenir. Eklenen bu kısa dizeye ziyade denir. Ziyadeler dizeden sayılmadığı için iki uzun iki kısa dizeden oluşan 4 dize bir beyit sayılır. Kısa dizeler okunsa da okunmasa da beytin anlamı bir bütün oluşturur. Ziyadesi bir satırdan fazla olan müstezatlar da vardır. Tez ziyadeli müstezatlara sade çitf ziyadeli olanlara ise çift adı verilir.

ŞarkıDivan şiirinde bestelenmeye uygun ölçü kalıpları ile yazılan ve çoğunlukla 4 dizelik bendlerden oluşan nazım biçimidir. Dörtlüklerden kurulan musammat da denebilir. Murabbaya benzer. 5 ya da 6 dizelik bendlerden de oluşabilir. Üçüncü dizeye meyan adı verilir. Ve bu dizenin anlam bakımından daha özlü olmasına dikkat edilir. Dördüncü dizeye ise nakarat denir. Aşk, sevgili, ayrılık, içki, eğlence gibi konularda yazılır. Divan edebiyatının ilk şarkı yazarı Naili-i Kadimdir. 28 şarkısıyla Nedim de bu türün en güzel örneklerini vermiştir

Geçer fürkat zamanı böyle kalmaz
Sağ olsun sevdüğüm Mevla kerimdir
Onulmaz yareler bitmez iş olmaz
Sağ olsun sevdüğüm Mevla kerimdür
Olursa Hazret-i Hakdan inayet
Gül-i sad-berg olur her dag-ı hasret
Gider fürkat gelür eyyam-ı vuslat
Sağ olsun sevdüğüm Mevla kerimdür
Olursa mevc-i gam her Bar hail
Olur şahid hüveyda kam hasıl
Çıkar bir gün kenara zevrak-ı dil
Sağ olsun sevdüğüm Mevla kerimdür
Tek ü tenha bela deştinde her dem
Ne hem-rah isterüm ne yar-ı hem-dem
Bulur bir gün nihayet menzil-i gam
Sağ olsun sevdüğüm Mevla kerimdür
Naili-i Kadim

Divan şiiri konu bakımından çok çeşitlidir. Genel tanımdan da anlaşılacağı gibi öncelikle dün dışı ve dini şiir olmak üzere ikiye ayrılır. Din dışı şiirde başlıca türler şöyle sıralanabilir Bahariye, cemreviye, dariye, fahriye, iydiye, medhiye, mersiye, gazavatname, sakiname, hamamname, sahilname, kıyafetname, surname, lugaz, muamma, hicviye, hezliyat, tarih düşürme ve şehrengiz. Dini-tasavvuf şiirinin türleri de şöyledir Tevhid, münacat, na’t, maktel-i Hüseyin, miraciye, hilye, mevlid, kırk hadis, menkıbname.

Din dışı düz yazı türleri Tezkire, tarih, seyahatname, siyasetname, münşeat, sefaretname dini-tasavvufi düz yazı türleri evliya tezkiresi, kısas-ı enbiya, siyer Divan hikayelerinde hem şiir hem düzyazı örnekleri kullanılır. Hikayeler dinsel ve destansaldır. Çift ya da tek kahramanlı aşk hikayeleri ve temsili hikayeler de çokça yazılmıştır.

din, dışı şiir Bahariye Baharın gelişini, doğadaki değişimleri, çiçeklerin açmasını, kelebeklerin uçmasını konu edinen kasidelerdir. Dönemlerindeki büyük kişilere sunulup ödüllendirilmek için yazılırlar. Hemen her divanda bir bahariye bulunması geleneği vardır. Hemen her divan şairinin de bir bahariyesi bulunur.

Cemreviye Divan şairlerinin cemre düşmesi nedeniyle dönemlerindeki büyük kişilere sunmak için Kaleme aldıkları kaside türüdür. Örneklerine az rastlanır. Cemrenin bahar müjdecisi olması nedeniyle bir bahariye niteliği de taşır. Cemreviyelere genellikle teşbib ile başlanır. Kasidenin diğer bölümlerinde bir değişiklik yapılmaz.

Fahriye Divan şairlerinin kendilerini ya da bir başka şair ya da kişiyi övdükleri şiirlerdir. Genellikle kaside türünde yazılırlar. Fahriye aynı zamanda kasidelerde şairlerin kendileriini övdükleri beyitlerin bulunduğu beşinci bölüme verilen isimdir.

Mersiye Bir ölünün ardından duyulan üzüntü ve acıyı anlatmak, ölen kişiyi övmek amacıyla kalema alınan düzyazı ya da şiirdir. Kutsal günlerde, ölüm törenlerinde mersiye okuyan kişiye de mersiyehan denir. Lirik bir anlatımın egemen olduğu manzum mersiyeler genellikle terkib-i bend biçiminde yazılır. Ayrıca kaside ve terci-i bend biçiminde yazılmış manzum mersiyeler de vardır. Yahya Bey, Sami Fününi, Rahmi, Fazli, Nisayi, Müdaminin, Kanuni Sultan Süleymanın oğlu Şehzade Mustafa için yazdıkları mersiyeler gibi. Ayrıca savaşlarda kaybedilen yerler için yazılan mersiyelere vatan mersiyesi denir. hayvanların ölümü için yazılmış mersiyeler de vardır.

Medhiye Bir kimseyi övmek için genellikle kaside biçiminde yazılan şiir ya da düzyazıdır. Az olmakla birlikte gazel, mesnevi, musammad gibi nazım biçimlerinde mediyeler de vardır. Padişah, vezir, şeyhül islam gibi devlet ileri gelenleri ya da halifelerle, başka din ve tarikat büyükleri için yazılmışlardır. Bu türün en güzel örneğini Nefi vermiştir.

gazavatname Gazaname olarak da bilinir. ordunun akınlarını, savaşları, kahramanlıkları, zaferleri anlatılan düz yazı ya da şiir biçimindeki edebi türdür. Arap edebiyatında magazi diye bilinir. Türk edebiyatında ilk gazavatname örnekleri 15. yüzyılda yazılmaya başlanmıştır. Kaşifinin Gazaname-i Rumu bu türün örnekleri arasındadır.

Sahilname Divan şairlerinin istanbul kıyıları ile buralardaki yerleşim yerlerini, yaşayış biçimlerini anlattıkları şiirlerinin genel adıdır. Örneklerine az rastlanır. Genellikle mesnevi biçiminde yazılmışlardır.

Sakiname Divan edebiyatında gerçek ya da mecaz anlamıyla içki ve içki alemlerinin övülerek anlatıldığı şiir türü. Mesnevilerin bölüm sonlarında bazen sakiname başlığıyla iki beyitlik küçük parçalar olarak yer alır. Türk edebiyatında 17. yüzyılda büyük gelişme gösteren sakinamelerin ilk örneğini işretname adlı yapıtıyla Revani vermiştir.

Kıyafetname insanların fiziksel görünümlerini esas alarak karakterlerini açıklamaya çalışan eselerdir. Bu türün kıyafet Bilimiyle uğraşanlarına kayif ya da kıyafetşinas adı verilir. Divan edebiyatında kıyafetnamenin ilk örneği Hamdullah Hamdinin ünlü Kıyafetname adlı eseridir. Bu eserde renk, boy, yanak, Saç, çene, sakal, parmak gibi 26 başlık altında karakter tahlilleri yer alır. Nesiminin Kıyafet-ül Firasesi de önemli bir örnektir.

Surname Şehzadelerin sünnet, kadın sultanların evlenmeleri nedeniyle yazılan şiir ya da düzyazı biçimindeki eserlerdir. Yazıldıkları dönemin toplumsal yaşamına ilişkin bilgiler de verdikleri için tarihi bir özellik taşırlar. Genellikle mesnevi ya da kaside türündedirler. Figaninin Kanuni Sultan Süleymanın oğullarının sünnetini anlattığı Suriyye Kasidesi türün en iyi örneğidir.

Hamamname Hamamları, Hamam eğlence ve sohbetlerini, hamamdaki güzelleri betimlemek için yazılan kaside, gazel, mesnevi gibi nazım eserlerdir. Divan edebiyatına ilk kez Deli Birader lakabıyla tanınan Gazalinin Beşiktaştaki bir Hamamı anlatan şiiri ile girmiştir.

Şehrengiz Bir kenti ve o kentin güzelliklerini anlatan eserlerdir. Daha çok klasik mesnevi biçiminde kaleme alınan bu yapıtlar tevhid, münacaat, na’t gibi bölümlerle başlar. Daha sonra kentle ilgili bilgiler verilir ve kente övgü düzülür. Bazen bahar ve doğa betimlemeleri yapıldıktan sonra kentin güzellikleriyle ilgili beyitlere geçilir. Divan edebiyatında ilk şehrengizi yazan Priştineli Mesihidir.

Hicviye Bir kişiyi, kurumu, toplumsal olayı, geleneği yeren söz, düzyazı ya da şiir türüne verilen addır. Hicviye, gazel, kaside, murabba, muhammes gibi nazım biçimleriyle yazılmıştır. Divan edebiyatında en önemli hicviyelerden biri Nefinin Siham-ı Kazasıdır. Örnek

Kıta
Şimdi hayl-i suhan-veran içre
Nefi manendi var mı bir şair
Sözleri Seba-i Muallakadır
imrülkays kendidir kafir
Şeyhüslam Yahya

Şair, şairler içinde Nefi’nin bir eşi yoktur. Onun şiirleri Kabenin duvarlarına asılan şiirler gibi güzeldir ve sanki o kafir, imrülkaysın ta kendisidir diyor. Kafir aynı zamanda beğenmeyi ifade eder. Şeyhülislam Yahya, Nefiyi över gibi görünüyor ama Seba-i Muallaka kabe henüz putperestlerin elinde iken oraya asılan şiirlerdir. imrülkays ise şiirleri Kabede asılı ve müslüman olmayan bir şair. Sonuçta Şeyhülislam Yahya, Nefiyi kafirlikle suçluyor.

kıta
Bize kafir demiş mütfi efendi
Tutalım ben anca diyem Müselman
Varılınca yarın Rüz-i Cezaya
ikimiz de çıkarız anda yalan
Nefi

Nefi de bu kıtayla Şeyhülislam Yahyaya yanıt veriyor. Müftü efendi bana kafir demiş. Tutalım ben de ona Müslüman diyeyim. Ama yarın Rüz-i Cezada ikimiz de yalancı çıkarız. Çünkü kafir olan kendisidir.

Hezliyat Alaylı bir dille kaleme alınmış nazım türüdür. Kaba şakalara, taşlamalara ve sövgülere yer verilir. Hezeliyat olarak da bilinir. Hezliyatta zarif bir nükte ya da güzel bir manzum bulunur. Konu şakayla karışık alaylı bir dille anlatılır. Nevizade Atainin Bahayi-i Küfri eseri bu türün örneğidir. Bayburtlu Zihnide hezliyatın usta şairlerindendir.

Tarih düşürme Önem verilen bir olayın, yılını göstermek üzere ebced hesabıyla bir cümle, biz dize ya da beyit söyleme sanatıdır. Tarih dizesinin bütün harfleri hesaplanarak söylenenlere tarih-i tam, yalnız noktalı harfler hesaplanacaksa tarih-i mü cevher, yalnız noktasız harfler esas alınacaksa tarih-i mühmel denir. Bazen dizedeki harflerin sayı değerlerinin toplamı tarihi tam olarak göstermez. Bu tür tarihlere de tamiyeli tarih denir.

Muamma Belli kurallara göre düzenlenip çözülebilen ve yanıtı tanrının sıfatlarından biri ya da bir insan adı olan manzum bilmecedir. Muamma beyit, kıta gibi küçük nazım biçimleriyle yazılır. Ama mesnevi parçalarıyla yazılmış muammalara da rastlanır. Ali Şir Nevai, Fuzuli, Nebi, Kınalızade Ali Efendi, Sümbülzade Vehbi ve Fitnat Hanımın yazdığı çok sayıda muamma vardır. Edirneli emri Çelebi ise 600’den fazla muammasıyla bu alanın en ünlü şairidir. Örnek

Bende yok sabr ü sükün sende vefadan zerre iki yoktan na çıkar fikr idelim bir kerre Nabi

Bu beyitte yok anlamına gelen iki edat var. Bunlar na ve bi. Bu edatlar bize beyitteki ismi veriyor. Yani Nabi.

Lugaz Herhangi bir nesnenin ya da varlığın özellikleri anlatılarak yazılan manzum bilmecedir. Muamma ile birlikte çok kullanılan bir söz oyunudur. Muammadan farkı konusunun daha geniş olmasıdır. Çoğunlukla soru biçiminde düzenlenir. En önemli özelliği içinde çözüme ilişkin ipuçlarının bulunmasıdır. Daha sonra aruz ölçüsüyle yazılıp divanların son bölümlerine konulmaya başlanmıştır. Eğlendirici ve öğretici olanların yanısıra öğretici ve dinsel lu gazlar da vardır. Lugazlar yazarlarının imzasını taşıdığından halk edebiyatındaki bilmeceden ayrılır. Bütün lu gazlar, Bir acayip nesne gördüm, Ol nedir kimdir ya da Nedir ol kim gibi kalıplaşmış sözlerle başlar. Örnek

Nedir kim ol iki yüzlü münafık Nümayan çihresinde levn-i aşık Gezer dünyayı hem bi-dest ü padır Mukim-i hane-i ehl-i gınadır Teal-Allah nedir anda bu kudret Yemez içmez virir dünyaya nimet Gehi Müslim kıyafetle be-didar

Gehi şekl-i firengide nümüdar Kırılsa pare pare olsa amma zarar gelmez ana bir türlü kata Yatar zir-i zeminde hake yek-san Semada adıdır mihr-i dirahşan Eğer kim olmasaydı kalbi fasid Cihanda olmaz idi kadri kasid Yeter vasf eyledin ol bi-vefayı Yanından gitmese virmez safayı Sünbülzade Vehbi

Dariye Divan şiirinde ev ile ilgili kasidelere dariye adı verilir. Divan şairlerinin caize armağan alma amacıyla ortaya çıkan fırsatçılıkları sonucu gelişmiş bir türdür. Bazıları gazel tarzında da yazılmıştır. Yeni yaptırılan köşk, saray, yalı benzeri binalar için yazılırdı. Şair eserden çok az bahseder hemen yaptıranı övmeye geçerdi. Binalar için hazırlanan kitabeler de bir tür dariye sayılır.

Rahşiye atlar için yazılmış kaside. Nesib bölümünde atlar övülür. Nefinin IV. Muradın atlarını övdüğü rahşiyesi meşhurdur Barekallah zihi rahş-i humayun-sima Ki komuş namını sultan-ı cihan bad-ı saba Ne saba saika dersem yaraşır süratte Ki seğirdikten ana sayesi ile pa-der-pa

Bırakır anı dahi sayesi gibi yolda Olsa ger şatır-ı endişe ile pa-der-pa Düşmeden sayesi hak üzre eder alemi Sehv ile rakibi göserse ihana irha kuş yetişmez der idim olmasa tayyar eğer Eremez gerdine zira ki ne sarsar ne saba Nef’i

dini şiir, Tevhid Tanrının birliğini ve ululuğunu anlatan şiirlere tevhid denir. Genellikle kaside biçiminde yazılırlar. Tevhidde tanrının büyüklüğü, sıfatları, kudretinin sonsuzluğu, tasvir ve hayal edilebilen şeylerden soyutlanması, hiçbir şeyin ona eş ve benzer olamayışı, bütün kudret ve ilimlerin ona ait oluşu gibi özellikler sanatlı bir üslupla anlatılır. Tanrı karşısında kulun acizliği vurgulanır. En ünlü tevhid manzumesini Nabi yazmıştır.

Münacat Konusu tanrıya yakarış olan şiir. Genellikle kaside, ender olarak da gazel, kıta, mesnevi biçiminde yazılmıştır. Türk edebiyatına 13. yüzyıldan sonra girdi. Divan şairlerinin genellikle divanlarının başına koydukları münacatların temel konusu, zayıf ve çaresiz durumdaki insanın yüce ve güçlü tanrıya yalvarıp ondan yardım istemesidir. Hazreti Muhammedi övmek amacıyla yazılmış şiirlerdir. Hazreti Muhammedin çeşitli özellikleriyle mucizelerinin dile getirildiği bu şiirler daha çok kaside biçimiyle yazılmıştır. Natlara divanların başında tevhid ve münacaatlardan sonra yer verilmiştir. Nat yazmakla ünlü kişilere nat-gü, özel dinsel törenlerde nat okuyanlara ise nat-han denir. Fuzulinin Su Kasidesi divan edebiyatının en tanınmış nat ıdır Türk tasavvuf müziğindeki bir form da bu adla bilinir.

Maktel-i Hüseyin Hazreti Hüseyinin Kerbelada şehit edilişini konu alan ve acıklı bir üslupla yazılan eserlerin tümüne verilen isimdir. Daha çok Şii yazarlar tarafından kaleme alınmıştır. Lirik-didaktik bir üslupla ve yalın bir dil kullanılarak yazılmışlardır. Türk edebiyatındaki en en önemli Maktel-i Hüseyin, Fuzulinin yazdığı Hadikatüs-Süeda adlı eserdir.

Miraciye Hazreti Muhammedin göğe yükselişini konu alan edebi yapıtlardır. Tek başına bir Kitabın konusunu oluşturabildiği gibi, eserler içinde bölümler halinde de yer alır. Genellikle kaside ve mesnevi şeklinde yazılmıştır. Miraciyelerde coşkulu bir söyleyiş, didaktik özellikler ve sanatlı bir üslup egemendir. Cumhuriyet döneminde Abdullah Azmi Yamanın yazdığı Miraciye bu türe örnektir.

Hilye Hazreti Muhammedin fiziksel ve kişisel özellikleriyle örnek davranışlarını konu alan eserlere hilye denir. zamanla hilye’nin kapsamı genişlemiş halifeler için de hilyeler yazılmıştır. Divan edebiyatında bu türün ilk örneği Hakaninin Hilye-i Hakanisidir. Zamanla hilyelerin levhalara hattatlar tarafından yazılması geleneği de ortaya çıkmıştır.

mevlid Hazreti Muhammedin doğumunu ve kısaca yaşamını övgüyle anlatan yapıtlardır. Dinsel Türk müziğinin doğaçlama türlerinden biri de bu isimle bilinir. Mevlidler çoğu zaman mesnevi biçiminde düzenlenmiş, halkın anlayabileceği yalın il dille yazılmıştır. ilk özgün mevlid Ebul-Cevzi tarafından yazılmıştır. ilk türkçe mevlid ise Süleyman Çelebinin eseri olan Vesiletün-Necattır.

Kırk hadis Belli bir konu çerçevesinde toplanmış 40 hadisten oluşan yapıtlara verilen isimdir. Hadis-i erbain ya da erbaun olarak da bilinir. hadislerin belli başlı konuları Kuranın erdemleri, islamın şartları, Hazreti Muhammed ve sahabesi, zikir, dua, salat ve selam, ziyaret, bilim ve bilgin, siyaset, hukuk, toplumsal, Ahlaki yaşam ve tıptır. Divan edebiyatında hat kaygısıyla yazılmışlardır.

Menkıbname Ya da menakıbname olarak adlandırılır. Kahramanların, din büyüklerinin, tarikat kurucularının, ermişlerin olağanüstü yaşamlarını ve kerametlerini anlatan yapıtlardır. Türk edebiyatında 100ü aşkın menkıbname yazılmıştır. Bu yapıtlar içerik yönünden ya bir tarikatla ilgilidir, örneğin Sakıb Beyle Mustafa Dedenin Sefine-i Nefise adlı eseri gibi. Ya da bir ermişi konu edinir, örneğin Müstakimzade Süleyman Saddedinin Menkıb-ı imam-ı Azamı gibi.

Kıssa Öğüt verici ve öğretici öykü, fıkra, masal, menkıbe türü eserlere kıssa adı verilir. Çoğul söylenişi kısastır. Kıssa anlatanlara kıssa-han ya da kıssa-gü denir. En yaygın örnekleri peygamberlerle ilgili kıssaları anlatan kitaplardır. Divan edebiyatında Ahmed Cevdet Paşanın Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Huleyfa adlı kitabı önemli bir kıssa örneğidir. Divan edebiyatında daha çok mesnevi türünde kaleme alınmışlardır. Düzyazı biçimli kıssalar da vardır. Bunlarda kullanılan dil çok daha sadedir.

düzyazı biçimleri Divan edebiyatında üç tür düzyazı biçimi vardır. Yalın düz yazı, süslü düzyazı ve orta düzyazı. Yalın düzyazıda halkın konuştuğu dil kullanılmış, halk kitapları, halk öyküleri, Kuran tefsirleri, hadis açıklamaları bu türde yazılmıştır.

Süslü düzyazıda hüner ve marifet göstermek amaçlanmıştır. Bu türe genellikle medrese öğrenimi görmüş, Osmanlıcayı iyi bilen yazarlar yönelmiştir. Çok uzun cümlelerin, bol söz ve anlam oyunlarının göze çarptığı bu türün en belirgin örneklerini Veysi ve Nergisi vermiştir. Süslü düzyazıda çok ürün verilmiş bir alan da tezkiredir. Bu türün ilk klasik örneğini, 16. yüzyılda Aşık Çelebi yazmış ve tezkire geleneği 19. yüzyılda Fatih Efendiye değin sürmüştür. Orta düzyazı ise, divan edebiyatının hemen hemen bütün klasik yazarlarının yazdığı bir türdür. Belirgin özellikleri, söz ve anlam oyunlarından, hüner ve marifet göstermekten kaçınılmış ve içeriğin ön planda tutulmuş olmasıdır. Özellikle tarih, gezi, coğrafya ve din kitapları bu türde yazılmıştır.

gazele örnek
Hasılım yok ser-i kuyunda beladan gayrı
Garazım yok, reh-i aşkında fenadan gayrı
Matla beyti
Ney-i bezm-i gamem ey ah ne bulsan yele ver
Oda yanmış kuru cismimde hevadan gayrı
a Hüsn-i matla
Perde çek çehreme hicran günü ey kanlı sirişk,
Ki gözüm görmeye ol mehlikadan gayrı
Yetti bikesliğim ol gayete kim çevremde
Kimse yok çizgüne girdab-ı beladan gayrı
Ne yanar kimse mana ateş-i dilden özge
Ne açar kimse kapım bad-ı sabadan gayrı
Beytü’l-gazel
Bozma ey mevc gözüm yaşı hababıb ki bu seyl
Komadı hiç imaret bu binadan gayrı
Hüsn-i makta
Bezm-i aşk içre Fuzüli nice ah eylemeyem
Ne temettu’ bulunur bende sadadan gayrı
Makta beyti

kasideye örnek Saçma ey göz eşkden gönlümdeki odlare su Kim bu denlü dutuşan odlara kılmaz çare su Matla beyti ab-gündur günbed-i devvar rengi bilmezem Ya muhit olmuş gözümden günbed-i devvare su Zevk-i tiginden aceb yoh olsa gönlüm çak çak Kim mürür ilen bıragur rahneler divare su

Vehm ilen söyler dil-i mecrüh peykanın sözün ihtiyat ilen içer her kimde olsa yare su Suya versin bağban gülzarı zahmet çekmesin Bir gül açılmaz yüzün- tek verse min gülzare su Ohşadabilmez gubarını muharrir hattına Hame-tek bahmakdan inse gözlerine Kare su

arızın yadıyle nem-nak olsa müjganım n’ola Zayi olmaz gül temennasiyle vermek hare su Gam günü etme dil-i bimardan tigin dirig Hayrdır vermek karanu gicede bimare su
iste peykanın gönül hecrinde şevkim sakin et Susuzam bir kez bu sahrada menümçün are su Men lebin müştakıyam, zühhad kevser talibi Nitekim meste mey içmek hoş gelir, hüşyare suRavza-i küyuna her dem durmayıp eyler güzar aşık olmuş galiba ol serv-i hoş-reftare su Su yolun ol küydan toprağ olup dutsam gerek Çün rakibimdir dahi ol küya koyman vare su

Dest-büsı arzüsiyle ger ölsem dostlar Küze eylen toprağım sunun anınla yare su içmek ister Bülbülün kanın meğer bir reng ile Gül budağının mizacına gire kurtara su Yümn-i na’tından güher olmuş Fuzüli sözleri Ebr-i nisandan dönen tek lü’lü-i şeh-vara su

Taç beyti Umduğum oldur ki rüz-ı haşr mahrüm olmayam Çeşme-i vaslın vere men teşne-i didara su Makta beyti

mesnevi örnek Bir eşek var idi zaif ü nizar Yük elinden Katı şikeste vü zar a Matla beyti Gah odunda vü gah suda idi Dün ü gün kahr ile kısuda idi Ol kadar çeker idi yükler ağır Ki teninde tü komamışdı yağır

Nice tü, kalmamışdı et ü deri Yükler altında kana batdı deri Arkasından alınsa palanı Sanki it artığıydı kalanı Bir gün ıssı ider himayet ana

Yani kim gösterir inayet ana Aldı palanını vü saldı ota Otlayarak biraz yürüdü öte Gördü otlakda yürür öküzler Odlu gözler ü gerlü göğüzler Boynuzı bazısının ay bigi Kiminün halka halka yay bigi

Yine oldum esiri ah bir şüh-ı sitemkarın Ki dilber sevmemiş, bilmez belasın aşık-ı zarın Ne kafirliklerin gördüm ben ol zülf-i siyehkarın, O ebrünun, o zalim gamzenin, ol çeşm-i mekkarın a

O tıfl-ı nazı gördüm rüyine hurşid eser etmiş Haberdar olmamıştım, sonra bildim neylemiş n’etmiş Meğer, zalim kaçıp tenhaca Sa’dabad’a dek gitmiş Temaşa eylemiş alayını şevketlü hünkarın

Gezermiş kasrın etrafında yer yer taze meh-rülar Mükehhal gözlü, şirin sözlü, Leyli yüzlü ahülar Heman alkış sadasın andırırmış çağlayan sular, Ederlermiş duasın padişah-ı ma’delet-karın

Güzelsin, bi-bedelsin, şühsun, alüftesin cana! Söz olmaz hüsnüne, gelmez nazirin aleme hakka! Senin her cevrine bin can ile sabreylerim amma, Beni pek öldürür ey bi-vefa ellerle bazarın Bugün, bir mahrem-i esrar, yar-i nükte-piradan işittim kim, sayıp uşşakını ey şüh-ı simin-ten Nedim-i zara benzer aşıkım yoktur demişsin sen Efendim, işte vardır Ben esirin, ben giriftarın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir