Dünya Nedir
Dünya, (Yer, Yeryüzü, Acun, eski dilde Arz), güneÅŸ sistemi güneÅŸe uzaklık açısından üçüncü sıradaki gezegeni. Üzerinde yaÅŸam barındırdığı bilinen tek doÄŸal gök cismidir. katı ya da ‘kaya’ ağırlıklı yapısı nedeniyle üyesi bulunduÄŸu yer benzeri gezegenler grubuna adını vermiÅŸtir. Bu gezegen grubunun kütle ve hacim açısından en büyük üyesidir. Büyüklükte, güneÅŸ Sistemi’nin 8 gezegeni arasında gaz devlerinin büyük farkla arkasından gelerek beÅŸinci sıraya yerleÅŸir. Tek doÄŸal uydusu Ay’ dır.
Sponsorlu Bağlantılar
Yer kürenin oluÅŸumu BaÅŸlangıcına iliÅŸkin eski bir kurama göre önce GüneÅŸ var olmuÅŸ, daha sonra gezegenler ondan kopmuÅŸtur. Artık geçerli sayılmayan bu kurama göre GüneÅŸ ilk oluÅŸtuÄŸu zaman bugünkünün 50-60 Katı büyüklükteydi ve kendi çevresinde hızla dönüyordu. Bu dönme hareketinden doÄŸan merkezkaç kuvvetin etkisiyle GüneÅŸ’ten dışarıya bir miktar madde savruldu. Önce çok uçucu olmayan mineral ve metallerin yoÄŸunlaÅŸmasıyla iç gezegenler, sonra uçucu gazların yoÄŸunlaÅŸmasıyla dış gezegenler oluÅŸmuÅŸtur. GüneÅŸ’in ve bütün gezegenlerin aynı zamanda oluÅŸtuÄŸunu ileri süren yeni bir kurama göre de samanyolu Gökadası’ndaki dev bir gaz ve toz bulutu kendi kütleçekim kuvvetinin etkisiyle büzülmeye baÅŸladı
Bu madde parçacıklarından çok büyük bölümünün yoÄŸunlaÅŸmasıyla GüneÅŸ oluÅŸtu; bu kütle giderek öyle büyüdü ve madde yoÄŸunluÄŸu öylesine arttı ki bir süre sonra nükleer tepkimiler için elveriÅŸli bir ortama dönüştü. Öte yandan buluttaki daha küçük madde yoÄŸunlaÅŸmalarıyla da ilk gezegenler oluÅŸmaya baÅŸladı. Bugünkü geze Genlerin öncülü olan bu ilk gezegenler baÅŸlangıçta birer gaz kütlesi halindeydi, ama hiçbiri nükleer tepkimelerin baÅŸlayabileceÄŸi kadar büyük deÄŸildi. GüneÅŸ’in Sıcaklığı arttıkça çevresindeki yakın gezegenleri, yani yerbenzeri gezegenler kuÅŸatan gaz bulutları yok oldu ve geride büyük olasılıkla erimiÅŸ durumdaki minerallerden oluÅŸan çekirdekleri kaldı. GüneÅŸ’e çok uzak olan öbür gezegenler ise pek fazla deÄŸiÅŸikliÄŸe uÄŸramadan bugüne kadar ulaÅŸtı.
dünyanın, Yaşı dünyanın yaşı doÄŸrudan doÄŸruya kayaçların yaşıyla ölçülmez. Çünkü bilinen en yaÅŸlı kayaçların bile bugün artık yeryüzünde var olmayan daha yaÅŸlı kayaçlardan oluÅŸtuÄŸunu biliyoruz. Bugüne kadar saptanabilen en yaÅŸlı kayaçlar Grönland’ın batısında bulunmuÅŸtur ve 3,8 milyar yaşındadır. Demek ki Dünya’nın yaşı bundan daha fazladır.
Bugün Dünya’nın yaşını hesaplamak için baÅŸvurulan yöntem radyoaktif elementlerin dönüşümüdür. ÖrneÄŸin radyoaktif uranyum elementinin uranyum-238 ve uranyum-235 gibi iki ayrı tipte atomu (izotop) vardır. Bu atomların ikisi de çok yavaÅŸ bir süreçle kurÅŸun atomlarına dönüşür. Öbür uranyum izotopundan biraz daha ağır olan uranyum-238′in dönüşümüyle daha hafif bir kurÅŸun izotopu olan kurÅŸun-206, uranyum-235′in dönüşümüyle de biraz daha ağır bir izotop olan kurÅŸun-207 atomları oluÅŸur. Uranyum-235′in kurÅŸuna dönüşme hızı uranyum-238′in dönüşme hızından altı kat daha fazladır. Bu nedenler, incelenen bir kayaçtaki kurÅŸun-206 ve kurÅŸun-207 atomlarının oranı kayacın yaşına baÄŸlı olarak deÄŸiÅŸir. En yaÅŸlı olduÄŸu düşünülen bir kurÅŸun minerali ile bugün okyanuslarda oluÅŸan kurÅŸunun izotop yapısı arasındaki fark, ancak bu iki örneÄŸin oluÅŸumları arasında 4,55 milyar yıllık bir zaman dilimi olmasıyla açıklanabilir. Bu süre de Dünya’nın yaşı olarak kabul edilebilir. En eski kayaçların yaşını hesaplamak için radyoaktif rubidyum elementinin stronsiyuma dönüşme süreci de temel zaman ölçeÄŸi olarak alınabilir.
Biçimi
Dünya’nın üzerindeki topo grafik oluÅŸumlar ve kendi ekseni etrafındaki eksantrik hareketi nedeniyle düzgün bir geometrisi yoktur.Geoibs bir biçimdedir, fakat ekvatordaki yarıçapı kutuplardaki yarıçapından fazladır. Bu kutuplarından basık küresel geometrik ÅŸekil “geoid” (Latince, Eski Yunanca Geo “dünya”) yani “Dünya, ÅŸekli” diye adlandırılır. Referans küremsinin ortalama çapı 12.742 km’dir (~40.000 km/Ï€). Yer’in ekseni etrafında dönmesi ekvatorun dışarı doÄŸru biraz fırlamasına neden olduÄŸu için ekvatorun çapı, kutupları birleÅŸtiren çaptan 43 km daha uzundur. Ortalamadan en büyük sapmalar, everest Dağı (denizden 8.848 m yüksekte) ve Mariana Çukuru dur (deniz seviyesinin 10.924 m altı). Dolayısıyla ideal bir elipsoide kıyasla Yer’in %0,17′lik toleransı vardır. Ekvatorun ÅŸiÅŸkinliÄŸi yüzünden Yer’in merkezinden en yüksek nokta aslında Ekvadordadır.
iç yapısı
Yer’in içi, diÄŸer gezegenler gibi, kimyasal olarak tabakalardan oluÅŸur. Yer’in silikattan oluÅŸmuÅŸ bir kabuÄŸu, yüksek viskoziteli bir mantosu, akışkan bir dış çekirdeÄŸi ve katı halde bir iç çekirdeÄŸi vardır.
Yer’in tabakaları aÅŸağıda belirtilen derinliklerdedir
Derinlik (Km) Tabaka
0–60 Litosfer (5 ila 200 km arası değişir)
0–35 … Kabuk (5 ila 70 km arası deÄŸiÅŸir)
35–60 … mantonun en üst kısmı
35–2890 Manto
100–700 … Astenosfer
2890–5100 Dış kabuk
5100–6378 iç kabuk
Dünya’nın dış kabuÄŸu ile bu kabuÄŸun üzerindeki atmosfer(hava) ve hidrosfer ( okyanuslar ve denizler)katmanları doÄŸrudan gözlemle incelenebilir. Oysa Dünya’nın iç bölümlerine ulaÅŸarak yapısını doÄŸrudan inceleme olanağı yoktur. Dünya’nın iç yapısına iliÅŸkin bütün bilgiler depremlerin incelenmesinden ve Dünya’nın içinde var olduÄŸu düşünülen maddeler üzerindeki deneylerden elde edilmiÅŸtir. YanardaÄŸların varlığına ve yerkabuÄŸunun yüzeyindeki ısı akışı ölçümlerine dayanarak Dünya’nın iç böümlerinin çok sıcak olduÄŸunu biliyoruz. YerkabuÄŸunun derinliklerine doÄŸru indikçe kayaçların sıcaklığı her kilometrede 30°C kadar yükselir. Böylece; kabuÄŸun en alt katmanlarının çok daha üstünde yer alan kayaçlar kızıl kor haline dönüşür. Aslında Dünya’nın büyüklüğüne oranla yerkabuÄŸu çok incedir. EÄŸer dünyayı bir futbol topu büyüklüğünde düşünürsek kabuÄŸu da ancak topun üzerine yapıştırılmış bir posta pulu kalınlığındadır. KabuÄŸun altında kalan kayaçlar ise akkor sicaklığına kadar ulaşır.
Depremlerin nedeni, yerkabuÄŸundaki bir kırıkla birbirinden ayrılan iki büyük kütlenin (levhanın) birdenbire harekete geçerek üst üste binmesi ya da uzaklaÅŸması sonucunda yerkabuÄŸunun ÅŸiddetle ileri geri sarsılmasıdır. Büyük bir depremde bazi titreÅŸimler Dünya’nın öbür yüzündeki dairesel bir alanda “odaklanır”. Buna karşılık bazı titreÅŸimler çekirdeÄŸi aşıp öbür yana geçmez. Böylece Dünya’nın öbür yüzünde hiçbir titreÅŸimin duyulmadığı halka biçiminde bir “gölge” belirir. Bu gölgenin boyutları ölçülerek çekirdeÄŸin büyüklüğü hesaplanabilir. Ayrıca deprem titreÅŸimlerinin yayılma hızi saptanarak içinden geçtikleri maddelerin yoÄŸunluÄŸu, dolayısıyla bileÅŸimi belirlenebilir. EritilmiÅŸ kayaçlarla yapılan laboratuvar deneyleri bu çalışmalara büyük ölçüde ışık tutar. Dünya’nın yüzeyi, kalınlığı 6 ile 70 km arasında deÄŸiÅŸen bir “kabuk” katmanıyla örtülüdür
YerkabuÄŸu denen bu katman daha ağır maddelerden oluÅŸan ve 2.865 km derine inen çok kalın “manto” katmanının üzerine oturur. Mantonun bittiÄŸi yerde Dünya’nın merkezine kadar kadar 3.473 km boyunca uzanan “çekirdek” baÅŸlar. Jeologlara göre, içteki manto katmanı çok büyük kabarma harektleri sonucunda yerkabuÄŸunu iterek birçok yerde yüzeye cıkmıştır. Ayrıca normal olarak yerkabuÄŸunun yapısında bulunmayan bazı kayaçlar da Yanardağı hareketleri nedeniyle Dünya’nın yüzeyine ulaÅŸmıştır. Jeologlar bu verilere dayanarak mantonun üst kesimlerinin “ültrabazik” korkayaçlardan oluÅŸtuÄŸunu ileri sürerler. Bir yanda “asit” kayaç olarak nitelenen granitin yer aldığı kayaç sınıflandırmasının öbür ucunda bulunan bu ültrabazik kayaçlar ağır demir ve magnezyum silikatlardan oluÅŸur. Mantonun alt bölümlerinin de aynı yapıda, ama daha ağır ve yoÄŸun olduÄŸu sanılmaktadır. ÇekirdeÄŸin yapısındaki maddeler ise hem mantodakilerden daha ağır, hem de hiç deÄŸilse çekirdeÄŸin dış bölümünde sıvı haldedir. Buna karşılık çekirdeÄŸin içinin manto ve kabuk gibi katı olduÄŸu sanılıyor. YerçekirdeÄŸin olaÄŸanüstü bir basınç vardır. Bilinen elementlerin çoÄŸu böylesine büyük bir basınç altında çok yoÄŸunlaÅŸmış olarak bulunabilir; ama jeologların genel kanısı, bazı demirli göktaÅŸları (meteoritler) gibi çekirdeÄŸin de metal halindeki nikel ve demirden oluÅŸtuÄŸudur.
YerkabuÄŸu YerkabuÄŸu mantoya oranla daha hafif maddelerden oluÅŸmuÅŸtur ve bu iki katman arasındaki geçiÅŸ bölgesi nerdeyse kesin bir sınır çizer. Bu geçiÅŸ bölgesi, böyle bir sınırın varlığını ilk kez saptayan Yugoslav bilim adamı Andrije Mohoroviçiç’in (1857-1936) adıyla “Mohoroviçiç süreksizliÄŸi” kısaca “M-süreksizliÄŸi” ya da “moho” olarak anılır. Bu sınırın varlığını gösteren en önemli kanıt yerkabuÄŸundaki deprem titreÅŸimlerinin süreksizlik bölgesinden geçip mantoya ulaÅŸtığında bir denbire hızlanmasıdır.
Yer kabuÄŸu okyanusların ve denizlerin altında uzandığı zaman “ okyanus kabuÄŸu” , kıtaları oluÅŸturduÄŸu zaman’da “kıta kabuÄŸu” olarak adlandırılır. Okyanus kabuÄŸunun kalınlığı 6-8 km arasındadır. Oysa ortalama kalınlığı 40 kilo metreyi bulan kıta kabuÄŸu yüksek sıradaÄŸların altında 60-70 kilometreye ulaşır.
Okyanus kabuğu üç katmandan oluşur. En alt katman, yerin derinlerindeki erişmiş maddelerin (magmanın) katılaşmasıyla oluşan korkayaçlardır. Orta katman yanardağ lavrarından, üst katman ise temel olarak kum ve çamur gibi tortullardan oluşur. Okyanus kabuğu sürekli hareket halindedir. Bu nedenle kabukta okyanus sırtları boyunca çatlaklar oluşur ve bu çatlakların arasından yüzeye çıkan erişmiş maddelerin sertleşmesiyle okyanus kabuğuna yeni katmanlar eklenir. Bu yeni kabuk sertleşdikten sonra yılda 1 ile 10 cm kadar ilerliyerek yavaş yavaş okyanus sırtından iki yana doğru yayılır. Böylece okyanus sırtları suyun altında yüksek sırdağlar oluşturur.
YerkabuÄŸu çok sayıda eÄŸri levhanın yan yana dizilmesiyle oluÅŸan bir bütün olarak düşünebilir. Bu levhalar mantonun oldukça yumuÅŸak üst katmanına oturduÄŸu için saÄŸa sola hareket edebilir. Okyanus sırtları, okyanus çukurları ve bazı uzun kırıklar yalnızca levhaların kenarlarında oluÅŸur; bu kırıkların olduÄŸu yerlerde de levhalar kayarak birbirinin üstüne binebilir. Levhalardan çoÄŸunun üzerinde bu levhalarla birlikte hareket eden bir ya da birkaç kıta bulunur. Nitekim, bir zamanlar iki kıtaya ayıran okyanus kabuÄŸunun çökmesiyle kıtalar bazı yerde birbirine iyice yaklaÅŸmış, hatta üst üste binmiÅŸtir. ÖrneÄŸin aralarındaki okyanus kabuÄŸu cökmesi sonucunda Hindistan ve ile asya kıtası çarpışmış ve iki karanın kenarları yükselerek Himalaya DaÄŸları’nı oluÅŸturmuÅŸtur. Büyük ve ÅŸiddetli depremlerin hemen hepsi bu levhaların kenarlarında, bir levhanın öb ürünün altına girmesiyle olur. Aynı biçimde, en etkin yanardaÄŸlar da okyanus kabuÄŸunun ya izlanda’da olduÄŸu gibi yükselerek sırta dönüştüğü ya da Andlar’da olduÄŸu gibi çökerek kıtaların altına girdiÄŸi yerlerde bulunur.
Okyanus tabanının yanlara doÄŸru yayılarak geniÅŸlemesi çok çarpıcı bir biçimde kanıtlanmıştır. Bu kanıtlamanın en önemli dayanak noktası da Dünya’nın magnetik alanının yukarıda anlatıldığı gibi zaman zaman yön deÄŸiÅŸtirmesidir. YerkabuÄŸunun derinliklerindeki erimiÅŸ magma yüzeye çıkarak kristalleÅŸirken bazı mineral parçacıkları mıknatıslanır. Böylece her biri Dünya’nın magnetik kutuplarını gösteren küçük birer mıknatısa dönüşür. Jeologlar yaÅŸları bilinen lav katmanlarının, yapılarındaki mıknatıslanmış parçacıklar bazen kuzey, bazen güney magnetik kutbuna yönelecek biçiminde yan yana yerleÅŸtiÄŸini saptamışlardır. Bunun nedeni, bir katmandaki mıknatıslanmış parçacıkların kuzey ve güney kutuplarının Dünya’nın magnetik kutuplarına uygun olarak dizilmesi, sonra magnetik kutuplar yön deÄŸiÅŸtirdiÄŸinde üstteki yeni katmanda bulunan parçacıkların bir önceki katmandakilere ters yönde yerleÅŸmesidir. Kısacası okyanus kabuÄŸu magnetik bantlı dev bir kayıt aleti, yani bir teyp gibi Dünya’nın magnetik alanındaki bütün deÄŸisikleri bir bir kaydetmiÅŸtir.
Levha hareketleri
Levha hareket teorisi’ne (tektonik levha teorisi olarak da bilinir) göre Yer’in en dış kısmı iki tabakadan oluÅŸur: kabuÄŸu da kapsayan litosfer ve mantonun katılaÅŸmış dış kısmı. Litosferin altında astenosfer bulunur, bu mantonun yüksek viskoziteli olan iç kısmıdır.
Litosfer, astenosferin üzerinde, tektonik levhalara ayrılmış bir halde yüzmektedir. Bu plakalar belli temas noktalarında üç tür hareketten birini gösterirler: yaklaşma, uzaklaşma veya yanyana kayma. Bu temas noktalarında depremler, volkanik faaliyetler, dağ oluşumları ve okyanus dibi hendekler oluşur.
Ana plakalar şunlardır
Afrika plakası, Afrika’yı kapsar
Antarktik plakası, Antarktika’yı kapsar
Avustralya plakası, Avustralya’yı kapsar. (Hint plakası ile 50-555 milyon yıl önce birleÅŸmiÅŸtir)
Avrasya plakası, Asya ve Avrupa’yı kapsar
Kuzey Amerika plakası, Kuzey Amerika ve kuzey-doÄŸu Sibirya’yı kapsar
Güney Amerika plakası, Güney Amerika’yı kapsar
Büyük Okyanus plakası, Büyük Okyanus’unu kapsar
Önemli küçük plakalar arasinda Hint plakası, Arabistan plakası, Karaip plakası, Nazka plakası, Skotia plakası ve Anadolu plakası sayılabilir.
Aşınma Kıtaları oluÅŸturan güç, levha hareketlerinin motoru olan Yer’in iç enerji kaynağıysa, çok daha büyük bir dış enerji kaynağı, kıtaları aşındırarak yok etme sürecinde etkili olur: GüneÅŸ enerjisi. atmosfer hareketlerini ve su döngüsünü sürdürmek için gerekli enerjiyi saÄŸlayan güneÅŸ ışınları, su ve rüzgar aşındırması ile kıta yüzeylerinden koparılan minerallerin yine bu iki araç yardımıyla okyanus tabanlarına taşınarak çökmesine yardımcı olur. Bu mekanizma ile okyanus kabuÄŸu üzerinde gittikçe kalınlaÅŸarak biriken tortul kaya katmanı, dalma-batma mekanizması sırasında yerküre içlerine taşınarak yeniden erir.
Aşınma mekanizması, suyun yerçekimi etkisi altındaki hareketlerini izler, yüksek dağların aşınarak alçalmasına, okyanus derinliklerinin dolarak yükselmesine yol açar, sonuçta yer yuvarlağının girinti ve çıkıntılarının törpülenerek çekim etkisi ile belirlenmiş ideal jeoit biçimine yaklaşması yönünde çalışır.
Atmosfer
Apollo 8 astronotları tarafından görüntülenen Ay’dan Dünya’nın doÄŸuÅŸuYer atmosferinin kesin bir sınırı yoktur, uzaya doÄŸru gittikçe incelip yok olur. Atmosfer kütlesinin dörtte üçü gezegenin yüzeyinden itibaren ilk 11 km içindedir. Bu en alt tabaka troposfer olarak adlandırılır. Daha yüksekteki atmosfre genelde stratosfer, mezosfer ve termosfer olarak adlandırılır. Bundan ötededeki eksosfer, Yer’in manyetik alanının güneÅŸ rüzgarları ile etkileÅŸtiÄŸi manyetosfere doÄŸru giderek incelir. atmosferin Yer’deki yaÅŸam açısından önemli bir kısmı ise ozon tabakasıdır. Yer’in yüzeyindeki atmosfer basıncı ortalama 101,325 kPa’dır. içeriÄŸi %78 azot, %21 oksijen ve eser miktarda su buhar ı gibi baÅŸka gazlardır. Atmosfer güneÅŸten gelen morötesi ışınları soÄŸurarak Yer’deki canlıları korur, sıcaklık farklılıklarını azaltır, su buharın ın taşınmasını saÄŸlar ve yararlı gazları saÄŸlar. iklim ve meteorolojinin baÅŸlıca unsurlarından biri atmosferdir.
hidrojen gazı hafif olduÄŸu ve Yer’in ortalama sıcaklığında kurtulma hızına sahip olduÄŸu için, eÄŸer kimyasal olarak baÄŸlı deÄŸilse uzaya kaçar. Bu yüzden Yer’in atmosferi yükselticidir, bu da gezegende geliÅŸmiÅŸ olan yaÅŸamın kimyasal özelliklerini belirler.
Yer, yüzeyinde sıvı halde büyük bir su kütlesi bulundurması bakımından gezegenler arasında eÅŸsiz bir konumdadır. Okyanuslar ÅŸeklinde Yer yüzeyinin % 70′ini kaplayan bu kütle, yerkürenin , hidrosfer (=su küre, su yuvarı) adı verilen bir katmanı olarak görülebilir ve gezegenin toplam kütlesinin yaklaşık 1/4000′ ini oluÅŸturur. Yer kabuÄŸunu oluÅŸturan kayaçlar içinde bundan çok daha fazla miktarda su bulunduÄŸu sanılmaktadır. Bu su, levha hareketleri sonucunda dalma-batma sürecine giren katmanların ısınmasıyla kayaç yapıdan ayrılarak, yanardaÄŸ püskürmeleri ile buhar halinde yüzeye çıkar. Hidrosferi oluÅŸturan su kütlesinin günümüzdeki temel yenilenme kaynağı bu mekanizma olmakla birlikte, kozmik çarpışmaların sıklığının çok daha fazla olduÄŸu GüneÅŸ Sistemi’nin erken dönemlerinde, bileÅŸiminde donmuÅŸ halde su bulunan göktaşı çarpmaları ile gezegene büyük miktarda su taşınmış olabilir.
Yer yüzeyindeki su döngüsü, Güneş ışınlarının sağladığı enerjiden gücünü alan, atmosfer ve meteorolojik olayların önemli rol oynadığı karmaşık bir mekanizma ile hem yer kabuğunun şekillendirilmesinde, hem de yaşamın ortaya çıkması ve sürdürülmesindeki temel etkenlerden birini oluşturur.
Dünya’nın hareketi Dünyanın kendi çevresinde dönüşünü gösteren bir animasyon dünya kendi çevresinde (23 saat, 56 dakika, 4.091 saniye) ve güneÅŸ çevresinde (365 gün, 6 saat, 48 dakika) hareket eder. günlük ve yıllık hareketlerine baÄŸlı olarak gece, gündüz, mevsimler, kayaçların oluÅŸması ve diÄŸer canlılık ve biyolojik olaylar gerçekleÅŸir. mevsimlerin oluÅŸmasında etken ise 23 derecelik eksen eÄŸikliÄŸidir.
Hareketleri Sürekli olarak hareket eden dünyanın iki çeşit hareketi vardır. Bu hareketlerden birisi kendi ekseni etrafında olur ve batıdan doğuya doğrudur. Bu dönmesini 24 Saatte tamamlar. Dünyanın kendi ekseni etrafındaki bu dönmesi ile birlikte olan ikinci hareketi ,güneş etrafındadır. Güneş etrafında dünya, elips şeklinde çok geniş bir yörünge üzerindeki hareketini de 365 1/4 günde, yani bir yılda tamamlar. Dünyanın kendi ekseni etrafındaki ve güneş etrafındaki bu iki hareketi, iki önemli olaya sebep verir. Kendi ekseni etrafında dönmesi ile gece ve gündüz, güneşin etrafında dönmesi ile mevsimler meydana gelir. Dünyanın yüzeyi : Dünyanın yüzölçümü 509.200.000 kilometrekaredir. Bunun % 70 denizler 360.600.000 kilometrekare, % 39,u karalar ,148.600.000 kilometre kare dir. Kuzey kutup çevresinde karalarla çevrilmiş bir deniz, Güney Kutup çevresinde denizlerle kuşatılmış bir kara parçası vardır.








