Yazılar

Genetik Kopyalama Nedir

genetik Kopyalama Nedir

işçilerin tulumları beyazdı ellerinde soğuk, kadavra rengi Kauçuk eldivenler vardı. ışık donuktu, ölüydü Bir hayalet sanki Yalnız mikroskopların sarı borularından zengin ve canlı bir öz akıyor, bir baştan bir başa uzanan çalışma masalarının üzerinde tatlı çizgiler yaratarak, parlatılmış tüpler boyunca tereyağ gibi yayılıyordu. Bu da dedi Müdür kapıyı açarak, döllenme odası işte

Doğal olarak, ilkin döllenmenin cerrahlığa dayanan başlangıcından söz etti, derken toplum uğruna seve seve katlanılan bir ameliyattır bu dedi, altı maaşlık ikramiyesi de caba Bir yumurta bir oğulcuk, bir ergin bu normal Oysa, Bokanovskilenmiş bir yumurta tomurcuk açar, ürer bölünür. Eş ikizler yalnız insanların doğurduğu o eski zamanlardaki gibi yumurtanın bazen rastlantıyla bölünmesinden oluşan ikiz, üçüz parçaları değ il, düzinelerle yirmişer, yirmişer. Müdür yirmişer diyerek sanki büyük bir bağışta bulunuyormuş gibi kollarını iki yana açtı yirmisi birden!..

Ama öğrencilerden biri bunun yararının ne olduğunu sormak gibi bir sersemlikte bulundu. ilahi yavrucuğum! Müdür olduğu yerde ona dönüvermişti. Görmüyor musun? Görmüyor musun, kuzum? Bir elini kaldırdı heybetli bir duruşa geçmişti. Bokanovski süreci toplumsal dengenin en başta gelen araçlarından biridir! Milyonlarca eş ikiz toptan üretim ilkesinin sonunda biyolojiye uygulanmış olması…

Yukarıdaki yazı, Aldous Huxley'in 1930'larda yazdığı, geçtiğimiz ay bilim gündemini birdenbire fetheden koyun kopyalama deneyine değinen haberlerde sıkça gönderme yapılan, Brave New World Cesur Yeni dünya romanının girişinden kısaltılarak alınmış bir bölüm. Huxley, olumsuz bir ütopya distopya niteliği taşıyan romanında, Alfa, Beta, Gama, Delta ve Epsilon adlarıyla, kendi içinde genetik özdeşlerden oluşan beş farklı sınıfa bölünmüş bir Toplum tablosu çiziyor.

Özdeş vatandaşların üretildiği bu hayali Bokanovski Süreci, çağdaş anlamıyla klonlama veya genetik kopyalama olmasa da, sürecin yol açtığı etik ahlaki ve toplum bilimsel kaygılar, sekiz ay önce iskoçya'da gerçekleştirilen ve geçtiğimiz ay kamuoyuna duyurulan gelişmelerin doğurduklarına denk düşüyor. Şimdi herkesin tartıştığı, son gelişmelerin insanlık için daha insanca bir dönemin mi yoksa, hızla gerçeğe dönüşen korkunç bir distopyanın mı kapısını araladığı.

Şubat ayının 22'sinden itibaren, iskoçya'nın Edinburg kentinde, biyoteknoloji alanında tuhaf bir gelişme kaydedildiği, dünyanın sonu, Frankenstein gibi ifadeleri de içeren dedikodularla birlikte etrafta konu olmaya başladı. Bilim çevreleri de basın da şaşkındı, çünkü, seçkin yazarların ve bazı bilim adamlarının birkaç gündür zaten haberdar oldukları ve konuyu patlatmayı bekledikleri bu gelişme, bir biçimde basına sızmış, dilden dile dolaşmaya başlamıştı bile.

Normalde pek de ciddiye alınmayacak böyle bir dedikodunun bu denli yayılabilmesi, işin içine çeşitli dallarda makalelere yer veren saygın bilimsel dergi Nature'ın adının karışmasıyla olmuştu. Gerçekten de Nature, dedikodu niteliğini fersah fersah aşan bir bilimsel gelişmeyle ilgili bir makaleyi 27 Şubat'ta yayınlayacağını bilim yazarlarına duyurmuş ve bu tarihe kadar ambargolu olan bir basın bülteni dağıtmıştı.

Batı ülkelerinde yazarlar normal olarak bu ambargolara uyar, hazırladıkları yazıları, ambargonun bittiği tarihte, aynı anda yayına verirler. Ancak, aralarında ünlü The Observer'ın da bulunduğu bazı dergi ve gazeteler ambargoyu çoktan delmiş, konuyu kamuoyuna duyurmuştu bile. Haberin, kaynağı olan Nature ve ambargoya saygı gösteren çoğu nitelikli dergi ve gazetede yer almaması da, dedikodu trafiğini artırmış, ortaya atılan spekülasyonlarla beklenenden fazla ilgi toplanabilmişti.

Hatta, mart ayının başlarında, koyun klonlama haberinin yarattığı ilgi ortamını değerlendirmek isteyen bazı haberciler, aynı yöntemle Oregon Primat Araştırmaları Merkezi'nde maymunların klonlandığını öne sürdüler. Oysa, Oregon'da gerçekleştirilen, embriyo hücrelerinin oldukça sıradan bir yöntemle çoğaltılmasıyla yapılmış bir deneydi. Klonlama, yetişkin bir canlıdan alınan herhangi bir somatik bedene ait hücrenin kullanılmasıyla canlının genetik ikizinin yaratılmasını açıklamakta. Kavramsal temelleri çoktandır hazır olan bu işlemin uygulamada gerçekleştirilemeyeceği düşünülüyordu.

Edinburg'daki Roslin Enstitüsünden Dr. Wilmut ve ekibi bunu başarmış gibi görünüyor. ben bu filmi daha önce seyretmiştim! diyenleri rahatlatmak için hemen belirtelim ki, aynı e kip 1995 yılında embriyo hücrelerini kullanarak yine ikiz koyunlar üretmiş ve bunu duyuran makaleyi yine Nature dergisinde yayımlatmıştı. Bu deney de basına yansımış, ancak, son gelişmeler kadar yankı uyandırmamıştı. Ne de olsa bu yöntem, döllenmiş yumurtanın kazayla bölünüp tek yumurta ikizlerine yol açtığı bildik süreçlerden farksızdı.

Sıklıkla unutulduğu için tekrarlamakta yarar var ki, Wilmut'un son başarısının önemi, işe somatik bir hücrenin çekirdeğiyle başlamasında yatıyor. Bu başarının ortaklarını anarken PPL Tıbbi Araştırmalar şirketini de atlamamak gerek. Borsalarda tırmanışa geçen hisseleriyle gelişmenin meyvelerini şimdiden yemeye başlayan PPL, projenin hem amaçlarını belirleyerek hem de maddi olanakları yaratarak kuzu Dolly'nin varlığının temel sebebi olmuş.

Dr. Wilmut'un gerçekleştirdiği başarı şöyle özetlenebilir Yetişkin bir koyundan alınan somatik bir hücrenin çekirdeğini dahice bir yöntemle, başka bir koyuna ait, çekirdeği alınmış bir yumurtaya yerleştirmek ve bilinen tüp bebek yöntemiyle yeni bir koyuna yaşam vermek.

Adını, ünlü şarkıcı Dolly Parton'dan alan kuzu Dolly, isim annesinin değilse de, dna annesinin genetik ikizi. Dolly, sevimli görünüşüyle kamuoyunun sempatisini kazanmış ve tüm bu süreç ilginç bir bilimsel oyun olarak sunulmuşsa da gerçekte deney oldukça iyi belirlenmiş bilimsel ve maddi hedefleri olan, soğukkanlı bir süreç. Zaten Dolly'nin araştırmacılar arasındaki adı da en az varlığı kadar soğukkanlıca seçilmiş 6LL3… PPL'in idari sorumlusu Dr. Ron James, şirket sırlarını kaybetme kaygısıyla maddi hedeflerini pek açığa vurmamakla birlikte, hemofili hastaları için koyunlara insan kanı pıhtılaşma faktörü ürettirmeyi de içeren pek çok önemli ticari he defin ipuçlarını veriyor.

PPL ve Roslin Enstitüsü'nün çalışmaları, geçmişi çok eskilere dayanan ve önemli gelişmelerin kaydedildiği bir alan olan transjenik Gen aktarılmasıyla ilgili araştırmaların bir üst aşamaya, nükleer transfer çekirdek aktarılması evresine doğru ilerletilmesinden başka birşey değil.

Yıllardır başarıyla sürdürülen transjenik çalışmalarda tek boynuzlu keçi, üç bacaklı tavuk gibi görünüşte çarpıcı, yararı kısıtlı çalışmaların yanı sıra, insan proteinlerinin hayvanlara ürettirilmesi gibi, modern tıp için çığır açıcı sayılabilecek başarılar kaydedildi. Son gelişmelere imzasını atan ekip, daha önce insan bünyesince üretilen molekülleri gen transferi yöntemiyle bir koyuna ürettirmeyi başarmıştı.

Söz konusu deneyde gerek duyulan moleküllerin koyunun tüm hücrelerinde değil

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir