Yazılar

Gezegen Nedir

gezegen Nedir

Güneş sistemimizin sekiz gezegeni Büyüklükler ve uzaklıklar ölçeklenmemiştir. Bir uydu olmasına rağmen ay resimde görülmektedir güneş sistemi deki gezegenlerin yörüngeleri güneşin etrafında dolanan gökcisimlerine gezegen adı verilir. Dar anlamıyla, güneş Sistemi içinde, Güneşin doğrudan uydusu olan ve Uluslararası gök bilim Birliği IAU tarafından bu tanıma uygun bulunmuş 8 gök cismini belirlemede kullanılır. Güneş Sisteminde, resmi olarak kabul edilen sekiz gezegenden başka, bu cisimlerle boyut, yörünge ve fiziksel özellikler açısından aynı gruba konabilecek yeni gök cisimlerinin keşfedilmesi, bir yandan da başka yıldızların etrafında da Güneş Sistemi gezegenlerine benzer gök cisimlerinin dolandığının saptanması, gezegen, tanımının sınırlarının bulanıklaşmasına neden olmuştur.

Uluslararası Gökbilim Birliğinin IAU, 1919 Yılından Bu Yana Kabul Ettiği Güneş Sisteminin 8 gezegeni, güneşe Yakınlık Sıralarına Göre Şunlardır
  • 1 Merkür
    2 Venus
    3 Dünya
    4 Mars
    5 Jupiter
    6 Saturn
    7 Uranus
    8 Neptün

Bu geze Genlerin en büyüğü Salaktodır. 1995 yılında Michel Mayor ve Didier Queloz tarafından 51 Pegasi adlı yıldızın çevresinde dönen bir gök cismi keşfedildiğinde, bu cismin gezegen olarak tanımlanması uygun görüldü. 1995-2005 yılları arasında yapılan gözlemlerle, 100ü aşkın değişik yıldız çevresinde dolanan 150den fazla gezegen bulundu

Güneş Sistemi gezegenleri ile karıştırılmaması için bu cisimlere Güneş dışı gezegenler veya Güneş Sistemi dışı gezegenler adı verilmektedir. Yine karışıklığı önlemek amacıyla, bu tür gezegenlerin, yıldızları ile birlikte oluşturdukları sistemlere genel olarak gezegen sistemi ya da yıldız sistemi adı verilmektedir. Güneş Sistemi adı ise, yalnızca özel ad olarak Güneş ve uydularının oluşturduğu gezegen sistemini tanımlamada kullanılır. ek olarak 1996 yılında amerikalı uzay bilimcisi Arthur Frank Elbourn un yapmış olduğu bir takım araştırmalar uzay hakkında daha da fazla bilgi almamızı sağlamıştır. Arthur Frank Elbourn un yapmış olduğu çalışmlarda 10 olan gezegen sayısı aslında 12 gezegen vardi. Goono ve Afelbourn ismi verdiği iki gezegen daha keşfetti. NASA tarafından doğrulanan bu gezegenler fazla medyaya duyurulmadı.

Tarih boyunca gezegen kavramı Elimize ulaşan tarihsel kayıtlar incelendiğinde, Türkçenin genç sözcüklerinden olan gezegenin diğer dillerde uzun süredir var olan karşılıklarının, gökyüzünde yıldızların alışılmış hareketlerinden farklı davranışları ile dikkati çeken aykırı yıldızlar için kullanıldığı görülür. Batı dillerinde gezegen kavramı Eski Yunanda başıboş dolaşan anlamında kullanılan planitis sözcüğünden türetilmiş sözcüklerle ifade edilmektedir. Yakın tarihe kadar Türkçede kullanılan Arapça kökenli seyyare sözcüğü de benzer anlam taşımaktadır. türkçe gezegen sözcüğü de, bu yıldızların gökyüzünde diğer sabit yıldızların arasında gezinmelerinden esinlenilerek türetilmiştir.

17.ci yüzyıla dek bilinen beş gezegen merkür, venüs, mars, Jüpiter ve satürn, insan kültürü ile tarih boyunca içiçe olmuş, çeşitli kültürle rde tanrılarla bağdaştırılarak mitolojinin, klasik elementlerle bağdaştırılarak felsefenin ve astrolojinin önemli bir parçasını oluşturmuşlardır. 17.ci yüz yılda Kopernikin o güne dek yaygın olan yermerkezli görüşü sarsan kozmolojik devrimi ile güneşmerkezli evren anlayışının ağırlık kazanması sonucunda dünyanın da bir gezegen olduğu kabul edilmiş, böylece gezegen kavramı gökte başıboş dolaşan yıldızdan günümüzdeki gök bilimsel anlamına oturmuştur.

18.ci yüzyılda keşfedilen uranüs gezegenler listesine yedinci sırayla kolaylıkla eklenirken, 1801 ve 1802 de Güneş Sisteminin Ceres ve Pallas adlarını alan iki yeni üyesi bulunduğunda, küçüklükleri nedeniyle gezegen sayılmayarak Sir William Herschelin verdiği asteroit tanımı içine alındılar. İzleyen yıllarda keşfedilen benzer niteliklerde yeni küçük gök cisimleri de bu kategoriye eklendiler. Böylece Titius Bode yasasının öngördüğü şekilde mars ile Jüpiter yörüngeleri arasında bir başka gezegen bulunması gerektiği sorunu çözümlenmiş oldu. Ancak bu kez Uranüs yörüngesindeki tedirginliklerden sorumlu yeni bir gezegen arayışı başladı.

Bu sorunun yanıtını da 1846 yılında bulunan ve sekizinci gezegen olarak benimsenen neptün getirdi. Güneş Sistemi içinde gözlenen tüm tedirginliklerin henüz keşfedilmemiş bir bilinmeyen gezegen ile açıklanabileceği yaklaşımının bu şekilde meyvasını vermesi, gezegen avcılarını cesaretlendirerek dokuzuncu gezegenin aranmasına başlandı. Ancak, giderek daha güçlü teleskopların yapılması, gökyüzünü inceleyen insan ve kuruluş sayısının artması, 19.yüzyıl sonunda astrofotografi tekniğinin ortaya çıkması gibi gelişmeler sayesinde önemsiz sayılacak gökcisimlerinin saptanabilir hale gelmesine ve yeni bulunan asteroit sayısının bini aşmasına karşın, 1930da Plüton bulunduğunda neredeyse yüz yıl geçmişti

Bu uzun bekleyiş, Plütona dokuzuncu gezegen olma onurunu kazandırırken, açıklamasını da birlikte getiriyordu yeni gezegen o ana dek bilinen en küçük gezegen merkürün yarısından daha küçük çapta ve o tuzda biri kütlesinde, aralarında ayın da bulunduğu birçok gezegen uydusundan daha küçük, üstelik alışılmadık bir yörüngede idi. Bütün bunlara karşın, en büyük asteroit Ceresten daha büyük olan ve Güneş çevresinde dönen dokuzuncu büyük gök cismi olan Plütonun dokuzuncu gezegen sıfatı 20. yüzyıl sonlarına kadar tartışma konusu olmadı.

Hollandalı gökbilimci Kuiper tarafından kuramsal olarak ortaya atılan ve bugün Kuiper kuşağı olarak bilinen bölge, güneşten 30-50 A.Ü astronomi ünitesi-gökbilim birimi yani yaklaşık 4,5-7,5 milyar km. uzaklıktaki alanı kaplar ve Güneş çevresinde dönen çok sayıda küçük gök cisminin bu aralıkta yer aldıklarına 1950lerden bu yana inanılmaktadır. 1992 yılında, o ana dek Kuiper kuşağının bilinen tek üyesi Plüton gezegeni iken, 15760 1992 QB1 geçici adıyla tanınan ilk Kuiper kuşağı cisminin bulunması ve bunu kısa sürede çok sayıda yenilerinin izlemesi ile bu yeni gök cisimi sınıfı bir kavram olarak netleşmeye başladı.

Plütonun bilimsel anlamda bu sınıfın bir üyesi olduğu gökbilim çevreleri tarafından kabul edilirken, hala bir gezegen olarak kabul edilip edilmeyeceği konusu popüler bir tartışma biçimini aldı. Uluslararası Gökbilim Birliği IAU 1999 yılında Plütonun resmi olarak Güneş sisteminin dokuzuncu gezegeni kabul edildiğini ve bunun değiştirilmesinin düşünülmediğini açıklayan bir bildiri yayınlamak zorunda kaldı.

2002 yılında Plütonun yarısı çapındaki 50000 Quaoarın, 2004 te ise neredeyse Plüton büyüklüğünde 90377 Sednanın keşfi, Plütonun diğer Kuiper kuşağı cisimlerinden Kuiper Belt Objects-KBO fazla ayrıcalıklı olmadığını göstermesi bakımından önemli görüldü. 29 temmuz 2005de üç yeni Kuiper kuşağı cisimi daha bulunduğu açıklandı. Bunlardan 2003 UB313 adlı olanı, Plütondan daha büyük olması nedeni ile bazılarınca 10.cu gezegen ilan edilirken bir yandan da Plütonun gezegen sıfatının gözden geçirilmesi tartışmaları yeniden alevlendi.

2 yorum

  1. ishak karaer

    arkadaşlar bu gezegenlere bakın çok önemli bir yazıdır o9kusanız beyeniceksiniz. siz bi once okuyun sonra yorum yazınbeyenler beğendim yazzın beğenmeyenler beğenmedim yazzın.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir