Klasik Türk Müziği

klasik-turk-muzigi

Klasik Türk Müziği

Klasik Türk Müziği, klasik Batı müziği ve Hint müziği ile beraber dünya üzerinde süreklilik ve gelenek oluşturma bakımından mevcut üç klasik müzikten birisi olarak kabul edilir. Bu terimdeki “Türk” ve “klasik” kelimeleri, Cumhuriyet döneminde Osmanlı Devleti’nden süregelen müziğe karşı Batı müziği taraftarlarınca ileri sürülen bazı iddialara cevap vermek için türetilmiştir. Bu iddialardan en önemlisi Osmanlı müziğinin Türklerin değ il, Bizans ve iran müziği kaynaklı olduğuna dair olan tezdir. Hüseyin Sadettin Arel ve Rauf Yekta gibi Batılı müzik çevrelerince de saygın görülen kimi müzikologlar, bu iddiaları belge ve bilgilerle çürütmüşlerdir.

Türkiye’de Batı klasik müziği eğitimi almış ve bu müziği icra eden kimi çevreler, “evrensel” ve “ileri” kabul ettikleri çoksesli Batı müziğine karşı, teksesli geleneksel müziği ideolojik bir yaklaşımla “geri” ve “çağdışı” gibi sıfatlarla anabilmektedir.

Klasik Türk müziği 1970′lerde modern yöntemlerle konservatuarlarda öğretilmeye başlanmıştır.

Klasik Türk müziğinin adlandırılması konusunda görüş ayrılıkları vardır. Osmanlı döneminde bu müziğe sadece “musiki” denmekteydi. Nitekim bu geleneksel müziği, Cinuçen Tanrıkorur gibi “Osmanlı Müziği” olarak adlandıranlar olduğu gibi, ona “Geleneksel Türk Müziği” adını verenler de vardır.

Tarihi
Klasik Türk müziği tarihsel açıdan altı döneme ayrılabilir: oluşum dönemi, dönüşüm dönemi, klasik dönem, son klasik dönem, romantik dönem ve çağdaş dönem.

10. yüz yılda yaşamış olan Farabi’den Timurlenk’in öldüğü 1405’e kadar geçen süre, Türk müziğinin nazari (teorik) yönleriyle açıklandığı ve yazıya aktarılmaya başlandığı oluşum dönemini kapsamaktadır. Bu dönemin sonlarına doğru, çok meşhur bir üstad olan Abdülkadir Meragi, bir sonraki evrenin tohumlarını atmış, Türk müziğine yeni bir yön vermiştir.

Bunu takiben, 16. yüz yılın başından Yavuz Sultan Selim’in tahta çıktığı 1512’ye değin; anlatılageldiği şekilde, Türk müziğinin ses perdeleri ve makamları üzerinde birtakım nazari değişilikler yapılmıştır. Bu dönem, Diyar-ı Rum’un ve Balkanlar’ın üzerinde Mevlevihanelerin yapıldığı, istanbul’un fethedildiği, Bizans imparatorluğu kalıntıları arasına enderun saray okulunun kurulduğu, kökleştiği ve Orta Asya’dan Ali Şir Nevai, Hüseyin Baykara, ali kuşçu, Şadi gibi ilim adamlarının istanbul’a cezbedildiği bir dönüşüm dönemi, keza bir nevi rönesans olarak görülmektedir.

Klasik Türk müziği; Orta asya, Selçuklu ve özellikle Osmanlı uygarlığının bir ürünü olarak, pek çok Milletin müziklerini etkilemiş, onların müziğini de kendi potasında eritmiştir. Bunun bir sonucu olarak, klasik musıki, gerek makam sayısı ve anlayışı, gerekse formlar ve usuller bakımından çok zengin bir müzik türü olmuştur.

Bunun ardından, 17. yüzyılın başından IV. Murat’ın öldüğü 1640’a dek, doğuya düzenlenen seferler sayesinde, Osmanlı sarayında, Ortadoğu’dan getirilen müzik ve sanat adamlarının faaliyet gösterdiği bir dönem yaşanmıştır.

Itri’den (1640-1712) 1730′a kadarki zaman diliminde, Avrupai Barok ve Rokoko etkilerin Osmanlı sarayına nüfuz ederek, zamanının doğu kültürüyle apayrı bir sentez oluşturduğu klasik dönem süregelmiştir. 1730’dan ismail Dede Efendi’nin 1846’daki ölümüne dek uzanan dönem ise son klasik dönem olarak adlandırılmaktadır.

tanzimat Fermanı’nın ilan edildiği yıllardan II. Dünya Savaşı’nın sona erdiği 1945’e kadar süren akım da romantik dönem olarak anılmaktadır.

Günümüzde Klasik Türk Müziği
Türk Sanat Müziği ile Klasik Türk Müziği birbirine yakın kavramlar olmakla birlikte; “Klasik Türk müziği”, tarihi anlayış ve geleneği temsil ederken, Batı müzik terminolojisinden ödünç alınmış “sanat müziği” kavramı ise daha çok bu musıkinin Cumhuriyet döneminde aldığı modern biçimi ifade eder.

1929 yılında 10 ay süreyle devlet radyosunda çalınması, çağdaşlaşma yolunda ilerleyen Türkiye Cumhuriyetinde Batı müziğini öğretmek ve sevdirmek adına yasaklanmıştır.

20. yüzyılın ortalarından bugüne kadar gelen dönem çağdaş dönemdir. Bu dönemin en önemli temsilcilerinden biri Münir Nurettin Selçuk’tur. Bu dönemde kar, beste, ağır ve yürük semai gibi formlar arka planda kalırken, modern müzik anlayışına uygun kısa süreli, kısa güfteli ve hareketli şarkı ve fantezi formları Türk Sanat Müziği’ne hakim duruma gelmiştir.

Bu anlayışın Batı müziğini model alması sonucunda, koro ve konser gibi uygulamalar yaygınlık kazanmış; keman, piyano, klarnet gibi Batılı sazlar da saz heyetlerine girmiştir.

Bu modern anlayışı destekleyen unsurlardan birisi de, klasik musıkide en önemli aktarım ve anlayış aracı olan meşk geleneğinin sekteye uğramasıdır. Klasik sanatların hepsinde geçerli olan ve talebenin bir üstadın “elinden geçerek” musıkiyi öğrenmesi süreci büyük ölçüde sona ermiş, yerine modern anlayışla, nota üzerinden eser öğretilen koro ve dernekler geçmiştir.

Tasavvufi felsefeye, dolayısıyla aşkınlığa ve tefekküre dayanan klasik musıki anlayışı yerine eğlence odaklı bir müzik anlayışı yerleşmiştir. Buna rağmen klasik musıki geleneğini sürdüren ve yeni eserler verenler yok değildir. Hacı Arif Bey ile başladığı ileri sürülen modernleşme döneminde klasik üslubu ve anlayışı devam ettiren Fehmi Tokay, Zeki Arif Ergin ve Ahmet Avni Konak gibi bestekarlar da yer almıştır. Günümüzde de bu anlayışa bağlı genç bestekarlar eserler vermektedir.

Türk Sanat Müziği kamu radyo ve televizyonları kadar gazino gibi eğlence mekanlarının da temel tercihini oluşturmuş, bu nedenle kitlelere ticari açıdan da ulaşabilmiştir. Bu evrenin önemli bestecileri arasında Sadettin Kaynak, Bimen Şen, Refik Fersan, Yesari Asım Arsoy ve Avni Anıl sayılabilir. Türk Sanat Müziği’nin bu bestecilerden başka “piyasa müziği” olarak anılan daha popüler türevinde de bazı önemli besteciler yer almıştır. Bunlara örnek olarak Yusuf Nalkesen, Şe kip Ay Han Özışık ve teoman Alpay verilebilir.

Etiketler:

Bu Yazıyı Sosyal Medyada Paylaş

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz