23 Mayıs 2012 - Çarşamba
Ana Sayfa » Genel Bilgiler » Mezopotamya Nedir

Mezopotamya Nedir

Eklenme Tarihi : 09 Kasım 2010  |  921 Okundu

Sponsorlu Bağlantılar

Mezopotamya Nedir

mezopotamya Nedir

Verimli toprakları ve uygun iklim şartları nedeniyle çok eski zamanlardan beri yoğun göçe sahne olmuş mezopotamya, birçok farklı kültür ve halkın karıştığı bir bölge olmuştur ve bu nedenle de medeni gelişime sahne olmuştur. Bilinen ilk okur yazar topluluklara ev sahipliği yapmış bölgede birçok medeniyet gelişmiştir ve bu sebeplerden Medeniyet(ler) Beşiği olarak da anılmıştır. Hiçbir zaman Mezopotamya olarak anılan belirli bir siyasi mevcudiyet olmadığı gibi sınırları belirli bir bölge değildir. Basit anlamda Yunan tarihçileri bu bölgeyi anmak için bu ismi anmışlardır.

mezopotamya tarih boyunca farklı kavimlerin bir arada yaÅŸadığı bir bölge olmuÅŸtur. Bölgeye uzun süre devam eden sürekli göçler , hem siyasi iktidarın belirli bir çizgi izlemesini engellemiÅŸ hem de kültürel ve teknolojik anlamda kent ve toplumların geliÅŸimini körüklemiÅŸtir. Mezopotamya, bölgesi dünyanın en tanınmış ve köklü medeniyetlerinden birkaçına ev sahipliÄŸi yapmıştır; Sümerler, Akadlar, Persler, Babilliler, Aramiler ve asurlular gibi. Bunların dışında daha birçok halk ve kavim Mezopotamya’da kök salmıştır.

Sponsorlu Bağlantılar


Son buz devrinin sonlarına doÄŸru, hala hüküm süren buzul veya buzul arası iklim koÅŸullarından kaçmak için insanlar topluluklar halinde güneye doÄŸru göç etmiÅŸlerdir. Bu dönemlere dair kuzey Irak’ta ve çevre bölgelerde çeÅŸitli yerleÅŸim alanları göze çarpar. Daha sonra iklimin tarım için uygun hale gelmesiyle kuru tarım baÅŸladığı gibi yerleÅŸim birimleri de oluÅŸmaya baÅŸlamıştır.

GüneydoÄŸu Anadolu’da Çayönü ( diyarbakır, Türkiye) ve Göbekli Tepe (Åžanlıurfa, Türkiye) gibi yerleÅŸim yerleri Neolitik dönemde Mezopotamya’daki göze çarpan yerleÅŸim bölgelerindir. Bunlara kuzey Irak’taki Cermo da eklenebilir. Bu yerleÅŸimler dönemin kültürel ve teknolojik geliÅŸimini anlamak için önemlidirler.

Tarım geliÅŸimi ve köy yaÅŸamının baÅŸlangıcından yazının ortaya çıkışına kadarki dönemin ünlü yerleÅŸim bölgelerine örnek olarak Samarra, Halaf ve Hasuna verilebilir. Bu dönemde her kent aynı zamanda ayrı bir kültürel tarz ortaya sunmaktaydı. Bu kentlerin ortak yönü konutların ortaya çıkışıdır. Yine de konutların mimari tarzı kentten kente deÄŸiÅŸiklik gösterir. M.Ö. 5500-M.Ö. 5000 dolaylarında Mezopotamya’da öne çıkan iki kültür kuzeyde Halaf kültürü ve güneyde Ubaid (Obeyd) kültürle ridir.
Uruk döneminden bir heykelcik.

Bölgenin bir sonraki evresi Uruk dönemi (M.Ö. 4000-M.Ö. 3100) olarak anılabilir. Bu dönemde güneydeki kentler büyük oranda geliÅŸmiÅŸtir. Bu geliÅŸmeler sadece kültürel planda deÄŸil aynı zamanda teknolojik plandadır da. Uruk kenti, dönemi karakterize eden kent olarak, çok önemli bir konumdadır. sulu tarımın geliÅŸtiÄŸi bu dönemde, madencilik ve teknoloji dallarında da ortaya çıkan geliÅŸmeler kentlerin genel durumunu yükseltmiÅŸtir. Uruk kentinin ünlü Mezopotamya kahramanı Gılgamış’ın evi olduÄŸu da söylencelerde yer alır. Bu dönemde ticaret büyük oranda geliÅŸmiÅŸtir ve Mezopotamya’nın o dönemde bilinen sınırları içeresinde yoÄŸun bir ticaret ağı oluÅŸmuÅŸtur. Ayrıca Anadolu ile yapılan ticaret, Anadolu halklarının kültürünü de Mezopotamya’ya, sınırlı anlamda da olsa, taşımıştır. Bu dönemin sonlarında yazı geliÅŸtirilmiÅŸ ve kayıt tutumu da baÅŸlamıştır. Bu dönemlerde ve daha sonra bir süre güneydeki geliÅŸimlerin kuzeye geçmesi uzun zaman almıştır.

Sümerler
Mezopotamya’da yaÅŸayan birçok farklı kavimden ilk öne çıkan ve daha sonraki medeni oluÅŸumların temelini atan Sümerlerdir. Gerek yazı, dil, tıp, astronomi, matematik gerekse din, fal, büyü ve mitoloji gibi alanlarda ilk öne çıkan ve bilinen toplum Sümerlerdir. “Yaratılış” ve “Tufan”a ilk kez Sümerlerde rastlanır. Sümer döneminde Mezopotamya’da 18′i büyük olan yaklaşık 35 büyük ÅŸehir ve kasaba vardı. Bunlara örnek vermek gerekirse KiÅŸ, Nippur, Zabalam, Umma, LagaÅŸ, Eridu, Uruk ve Ur zikredilebilir.

LagaÅŸ’ta iktidara gelen Ur-NanÅŸe yaptırdığı inÅŸaatlarla öne çıkmıştır. Urukagina da ilk yazılı reformları sayesinde tanınmıştır. Son dönemlerde Sümerlerin baÅŸ tanrısı konumundaki Enlil’in tapınağı Nippur’da idi bu nedenle Nippur Sümerlerin dini baÅŸkenti sayılırdı.

M.Ö. 2400-2350 yıllarında Sümerler düşüşe geçerken, akkadlar yükselişe geçmiştir.
Bir Akkad kralının zafer anıtının parçası, MÖ 2300 dolaylarına ait.

Akadlar
Akadlar Sami kökenli bir topluluktur. Sümerler döneminde Mezopotamya’ya göçen bu topluluk Sümer kültürünü benimsemiÅŸtir. Sümerler sonrasında Mezopotamya’nın lideri konumuna gelen halk, Mezopotamya’daki medeni geliÅŸimin öncüsü Akkadlar olmuÅŸtur. Ayrıca Akkadlar daha sonra Mezopotamya’da güçlü konuma ulaÅŸacak yine Sami kökenli asur ve Babil halklarına da öncülük etmiÅŸlerdir. akkadlar, Sümerlerden farklı olarak kent krallıklarından ziyade evren veya dünya krallığı kavramını Mezopotamya’ya getirmiÅŸtir. Bölgenin merkezi bir idare eline geçmesi de ilk kez Akkadlar döneminde olmuÅŸtur. M.Ö. 2150′de güçlenen Sümerliler bu devleti yıkmışladır.

Akkad hanedanının kurucusu kral Sargon’dur. Agade isimli bir baÅŸkent kuran Sargon kayıtlara göre 34 savaÅŸ yapmıştır. Yine de Sargon’a dair bilgilerde mitoloji ile gerçeklik karışıktır. Sargon’un torunu olan Akkad kralı Naram-Sin de dedesinin yolundan gitmiÅŸ birçok sefer yapmıştır. Fakat Naram-Sin’den sonra bölgedeki güç dengeleri deÄŸiÅŸmiÅŸ ve Akkadlar düşüşe geçmiÅŸtir. Kısa bir süre içinde Zagros DaÄŸları’ndan inen ve iÅŸgale baÅŸlayan Gutiler yönetimi ellerine geçirmiÅŸlerdir.

Üçüncü Ur Hanedanı
Akkadların yönetimindeki zayıflıklar nedeniyle, birçok kentin yönetici hanedanı yönetimi tekrar ellerine geçirmiÅŸlerdir. Bu kentlerden öne çıkanı Ur kenti ve yöneticisi 3. Ur Hanedanıdır. Hanedan Akkadların izinden giderek bütün bölgeyi kontrol altına almak istemiÅŸtir. Yaklaşık 100 yıl kadar (M.Ö. 2100-M.Ö. 2000) süren bir dönemde Ur kenti Mezopotamya’nın en büyük siyasi gücü olmuÅŸtur. Dönemlerinin sonu yoÄŸun göçler ve çevre toplulukların saldırıları ile gelmiÅŸ ve yönetimleri zayıflamıştır. Ur Sülalesinin yönetiminin sonu aynı zamanda Sümerlerin Mezopotamya’daki yönetimlerinin sonu demektir. Daha sonra Sümer kökenli olmayan kavim ve sülaleler egemen olmuÅŸlardır. Yine de bu dönem kültürel, dini ve mimari açıdan medeni geliÅŸimi büyük oranda etkilemiÅŸtir.
Hammurabi kanunnamesi. Louvre Müzesi.

Asur ve Babil
3. Ur salamanasarının çöküşünden sonra kuzeyde büyük bir siyasi Güç olarak asur, güneyde ise din ve kültür merkezi olarak Babil öne çıkmıştır. Aynı zamanda 2. bin yılın erken dönemlerinde bölgeye gelen Hurri ve Amurrular (veya Amoritler) bölgenin gerek Nüfus gerekse kültürel yapısını büyük oranda etkilemiş, daha sonraki siyasi olaylara da etki etmiştirler.

2. binyılın baÅŸlarında yükselen kavimlerden biri Asurlardır. Özellikle oluÅŸturdukları geniÅŸ ticaret ağı onların Mezopotamya kültürünü farklı bölgelere yaymasına ve farklı kültürleri de Mezopotamya’ya taşımasına neden olmuÅŸtur. Anadolu’ya yazının gelmesi de yine bu dönemdeki asurlu tüccarlar sayesinde olmuÅŸtur.

DiÄŸer yükselen kavim ise güneyli Babil’dir. Amurru kökenli olan Eski Babil sülalesi, 5. kral Hammurabi ile dönemin diÄŸer krallıkları üzerinde egemenlik kurmuÅŸtur. Bu sıralarda Anadolu’da Eski Hitit Devleti fetihlere baÅŸlamış ve sonunda Hitit Kralı I. MurÅŸili M.Ö. 1595 yılında Babil’i alarak Babilin egemenliÄŸine son vermiÅŸtir.
III. Tiglatpileser’i gösteren rölyef. M.Ö. 8. yüzyılın üçüncü çeyreÄŸinden. Louvre Müzesi

Daha sonraki dönemlerde Kassitler öne çıkmış, Anadolu’daki hititler güçlenmiÅŸ, Hurriler Mitannilerin önderliÄŸinde yeni bir siyasi güç oluÅŸturmuÅŸlardır. Yaklaşık iki yüzyıl süren Mitanni-Hurri egemenliÄŸinin zayı flaması Asurların yükselmesine olanak vermiÅŸ ve M.Ö. 13. yüz yılda Asur kralı I. Åžalmaneser Mitanni-Hurri devletini sonlandırmış ve Asur egemenliÄŸini kesin olarak baÅŸlatmıştır. Fakat bu Asur egemenliÄŸi de yoÄŸun göç dalgaları sebebiyle zayıflamıştır. M.Ö. 9. yüzyılın başında kuzeyde Asur’un tekrar yükselmesine kadar bölge karışık bir dönem geçirmiÅŸtir. Bu zamana kadar Mezopotamya ve çevresinde birçok yeni devlet ve kavim ortaya çıkmıştı. M.Ö. 9. yüzyıldan yaklaşık M.Ö. 5. yüzyıla kadar süren Asur yönetimine Yeni Asur Krallığı denmiÅŸtir.

Bu dönemde yoÄŸun bir yayılma politikası benimsenmiÅŸ, her kral sayısız sefer yapmıştır. Yine de güney Mezopotamya’da Babil egemenliÄŸini korumuÅŸtur. Babil dışında Urartular ve Medler de bağımsız birer güç olarak konumlarını korumuÅŸlardır. Bir dönem Asur zayıflasa da III. Tiglatpileser ile tekrar yükselmeye baÅŸlamış Urartu kralını yenmiÅŸ ve yayılma politikasıyla diÄŸer önemli güçleri, Babil ve Medleri, rahatsız etmiÅŸtir. II. Sargon ve sonrasında Asur’un konumu daha da yükselmiÅŸ; Asur birçok krallığı egemenliÄŸi altına aldığı gibi Mısır’a yapılan büyük seferlerle Mısır’ı da yaÄŸmalamıştır. Yeni Asur Krallığı’nın en geniÅŸ olduÄŸu dönemde Medler ve Babilliler, iskitlerle birleÅŸerek Asur’a savaÅŸ açmış ve sonunda Asur’un yıkılmasına neden olmuÅŸtur.

Yeni Asur Krallığı sonrası dönemde Babil yükseliÅŸe geçmiÅŸ ve Yeni Babil olarak anılan bir dönem baÅŸlamıştır. Yeni Bab il, Asur’un bütün topraklarına egemen olduÄŸu gibi çevre krallıklara birçok sefer düzenlemiÅŸtirler. Bu sıralarda Medler Urartu devletine son vermiÅŸtirler. MÖ 539 yılında Perslerin Babil’i ele geçirmesiyle Yeni Babil son bulmuÅŸtur. Bu dönem ve sonrasında Persler tüm Mezopotamya’yı egemenlikleri altına almıştırlar.

Sonraki Dönemlerde Mezopotamya
Mezopotamya Büyük iskender ’in Persleri egemenliÄŸi altına alışına kadar Perslerin egemenliÄŸi altında olmuÅŸtur. Daha sonra bir süre Pers imparatorluklarının egemenliÄŸi altında kalmış, daha sonra Romalılar kuzeybatı bölümünü egemenlikleri altına almışlardır. Pers Sasani imparatorluÄŸu döneminde egemenlikleri altındaki Mezopotamya’nın büyük kısmı Del-i IranÅŸahr yani “iran’ın Kalbi” olarak anılmaya baÅŸlanır ve baÅŸkent Mezopotamya’da yer alır. M.S. 7. yüzyılın erken dönemlerinde Arap halifeleri Åžam’ı kontrol altına alır ve zaman içinde Mezopotamya Arapların egemenliÄŸi altında tekrar birleÅŸir. Yine de bu dönemde iki vilayet ÅŸeklinde idare edilir

kuzeyde Musul baÅŸkent, güneyde BaÄŸdat baÅŸkenttir ki BaÄŸdat daha sonra hilafetin de baÅŸkenti olur ve 1258 yılına kadar böyle kalır. 1508-1534 arasında Safaviler kısa bir dönem için Mezopotamya’yı kontrolleri altına alsalar da 1535′te Osmanlılar (Türkler) BaÄŸdat’ı egemenlikleri altına alırlar. Osmanlı Devleti’nin egemenliÄŸi sırasında Mezopotamya üç vilayete ayrılarak idare edilir: Musul, BaÄŸdat ve Basra. I. Dünya Savaşı’nın sonunda Mezopotamya kısa bir süre için ingilizlerin yönetimine geçer ve ingilizler bugünkü Suriye ve Irak’ı bir HaÅŸimi yöneticiye baÄŸlı bir devlet olarak kurar.

1920′de ingilizler tarafından Irak ulus devleti kurulur ki bugünkü Irak sınırlarının yanı sıra bugünkü Kuveyt de sınırlara dahildir. Daha sonra 1961 yılında Kuveyt bağımsızlığını ilan eder. Mezopotamya Dicle ve Fırat nehirleri arasında yer alır. bugünkü Irak, DoÄŸu Suriye, Türkiye’de GüneydoÄŸu Anadolu ve iran arasında paylaşılan bölgededir.


eÄŸitim ve bilim
Yazının gelişimi

ilk yazı denemeleri piktogramlardan geliştirilmiştir. Bunlar hikayeleri, tarihi ve bazı olayları anlatan tabletlere çizilmiş resimlerdir. Daha sonraları farklı harfler için farklı işaretler geliştirmeye başlarlar ki buna çivi yazısı denmiştir. Bu yeni yazı türü kısa sürede yaygınlaşır ve piktogramlardan daha fazla kullanılmaya başlar. Harfler, kil tabletler üzerine çizilir ve pişirilirdi.

matematik, tıp ve astronomi
Mezopotamyalılar iki sayı sistemine sahipti. Sümerler, zamanı altmış dakikalık saatlerde ölçen ilk insanlardır ve haftada yedi günlük bir takvim de oluşturmuşlardır. Babilli astronomlar gün dönümü ve tutulmaları hesaplayabiliyorlardı. Astronominin gelişimi din ve mitoloji ile iç içedir zira insanlar astronominin bir amacı olduğuna inanıyorlar ve ona bazı dini veya mistik unsurlar yüklüyorlardı. Örneğin tutulmalar kötüye işaretti. Her ne kadar anatomi ve tıp konusunda bilgileri olmasa da tıbbi tanı listeleri oluşturmuşlar, hastalıkları gözlemlemişlerdir.

Mezopotamya halkları ve dilleri
Mezopotamya büyük oranda göç almış, birçok kavme ev sahipliÄŸi yapmıştır. Fakat göç eden toplulukların çoÄŸu var olan Mezopotamya kültürünü benimsemiÅŸ, ayrı bir kültür veya dil olarak barınamamıştır. Bu nedenle Mezopotamya’da var olmuÅŸ çoÄŸu halkın, yazılı kayıtlar sayesinde, sadece isimleri bilinmektedir. Bugüne ulaÅŸan çivi yazılı kayıtlar, tabletler sayesinde Mezopotamya’nın en yaygın dillerinin Sümerce ve Akadca olduÄŸu söylenebilir. Bu diller günümüzde daha çok Kürtçe ve Farsça’ya büyük benzerlik göstermektedir.

Bunların dışında Hurrilerin Mezopotamya’ya giriÅŸi ve daha sonra Mitannilerin liderliÄŸinde önemli bir siyasi konuma gelmeleriyle Hurrice de, en azından bir dönem için, Mezopotamya’nın önemli dillerinden biri sayılmıştır. Hurriceye dair pek bilgi yoktur yine de Urartuca ile aynı kökenden geldiÄŸi bilinmektedir.

Sümerce gibi diÄŸer dillerden farklı özellikler taşıyan bir Mezopotamya dili de Elamca’dır.

Sümer, Babil ve diÄŸer Mezepotamya halkları ya savaÅŸlarda ölerek, ya da göç ederek en önemlisi ise Araplaşıp veya KürtleÅŸerek tarihin KarmaÅŸalığı’nda yok oldular.

Sponsorlu Bağlantılar

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.