23 Mayıs 2012 - Çarşamba
Ana Sayfa » Bilim » Satürn Nedir

Satürn Nedir

Eklenme Tarihi : 13 Eylül 2008  |  804 Okundu

Sponsorlu Bağlantılar

Satürn Nedir

satürn Nedir

Satürn güneÅŸ sisteminin güneÅŸten yakınlık sırasına göre 6. gezegenidir. türkçesi Sekendizdir. Büyüklük açısından Jüpiter’den sonra ikinci sırada gelir. Adını Roma tarım tanrısı Saturnus’tan alır. Arapça kökenli Zühal adı Türkçe’de giderek daha az kullanılmaktadır. Sekendiz olarak da bilinir. Çıplak gözle izlenebilen 5 gezegenden biri (diÄŸerleri, merkür, venüs, mars, ve Jüpiter) olarak eski çaÄŸlardan beri insanoÄŸlunun dikkatini çekmiÅŸtir. Büyük ölçüde hidrojen ve helyumdan oluÅŸmakta ve gaz devleri sınıfına girmektedir

Sponsorlu Bağlantılar


Fiziksel özellikler
satürn, tüm gezegenler arasında yoÄŸunluÄŸu en düşük olanıdır. su yoÄŸunluÄŸu ile karşılaÅŸtırıldığında 0.69 olan bu deÄŸer, Yerküre’nin yoÄŸunluÄŸunun % 12′si kadardır. Düşük yoÄŸunluk, gezegenin akışkan yapısı ve kendi çevresindeki dönüş hızının yüksekliÄŸi ile birleÅŸerek, satürne ekvatorda geniÅŸ, kutuplarda basık elipsoid görüntüsünü vermektedir. Beyazlık derecesi (albedo) 0.47 olan gezegen, böylece yüzeyine düşen güneÅŸ ışığının yarıya yakınını görünür tayfta yansıtmaktadır. Ancak kızılötesi alandaki ışınım ölçüldüğünde, satürnün, GüneÅŸten aldığı enerjinin 3 kat fazlasını dışarı yaydığı görülür. Bu nedenle gezegen, GüneÅŸ’e olan uzaklığına göre hesaplanan 71K’ den (-202°C) çok daha yüksek bir etkin sıcaklığa sahiptir ve 95K (-178°C) sıcaklığında bir kara cisim gibi ışır. satürnün kendi içinde yarattığı bu enerji fazlası, gezegenin yerçekiminin etkisi ile yavaÅŸca kendisi üzerine çökerek küçülmesi sırasında dönüştürülen potansiyel enerji ile açıklanmaktadır. Kelvin-Helmholtz mekanizması olarak adlandırılan ve daha sınırlı ölçüde Jüpiter’de de gözlenen bu olgu Satürn’ün yarattığı ısıl enerji fazlasını tek başına açıklamaya yeterli deÄŸildir. Ek bir mekanizma olarak, gezegenin yüzeye yakın katmanlarında hidrojen ile karışım halinde bulunan helyumun ağırlığı nedeniyle merkeze doÄŸru süzülerek göç etmesi sırasında potansiyel enerjisinin bir kısmını açığa çıkarması önerilmektedir.

iç yapı
Gaz devleri, içerdikleri elementlerin oranlarına göre iki alt gruba ayrılırlar. uranüs ve neptün ‘buz’ ve ‘kaya’ oranı daha yüksek Uranian gezegenler grubundadır. Satürn ise Jüpiter ile birlikte, adını yine Jüpiter’den alan Jovian gezegenler grubu içindedir. Jovian gezegenlerin kabaca GüneÅŸ’i ve benzer yıldızları oluÅŸturan maddeleri bu yıldızlardakine yakın oranlarda içerdiÄŸi düşünülür. 20. yüzyıl baÅŸlarından itibaren, geze Genlerin çap, kütle, yoÄŸunluk, kendi etrafında dönme hızları, uydularının davranışları gibi verilerden yola çıkılarak iç yapıları hakkında ortaya atılan görüşler, daha sonra tayfölçümsel çalışmalarla ve son otuz yıl içinde gerçekleÅŸtirilen birçok uzay aracı araÅŸtırması ile zenginleÅŸtirilmiÅŸ ve günümüzde oldukça tatminkar modeller geliÅŸtirilmiÅŸtir.

Bu bilgiler çerçevesinde, GüneÅŸ sisteminin ilksel bileÅŸenlerine paralel biçimde Satürn’ün kütlesinin büyük kısmını hidrojen ve helyumun oluÅŸturduÄŸu varsayılır. Hidrojen/ helyum kütle oranı 75-25 civarındadır. Daha ağır elementlerin GüneÅŸ Bulutsusu içindeki toplam payı %1 iken, hafif bir zenginleÅŸme ile satürnde %3-5 arasında olabileceÄŸi hesaplanmaktadır. Bu yapı taÅŸları öz gül ağırlıklarına göre tabakalanmış durumdadır:

Satürn’ün merkezinde demir ve ağır metallerle birlikte bunları çevreleyen daha hafif elementlerin oluÅŸturduÄŸu bir ‘buz’ ve ‘kaya’ tabakasından oluÅŸan bir çekirdek bulunur. Gezegenin ileri derecedeki basıklığının nedeni olarak büyük ve yoÄŸun bir çekirdek varlığı gösterilmektedir. Bazı hesaplamalar, gözlenen basıklık oranını saÄŸlayabilmek için çekirdeÄŸin gezegen kütlesinin dörtte biri kadar büyük bir kısmını oluÅŸturması gerektiÄŸi sonucuna ulaÅŸmaktadır. Bu, 25 Yer kütlesine sahip ve yarıçapı 10.000 kilo metreyi aÅŸan bir kaya, buz ve metal kütlesi anlamına gelir ve Satürn’ün ağır elementler açısından tahmin edilenden daha da zengin olabileceÄŸini gösterir. Satürn‘ün merkezinde Sıcaklığın 12.000K, basıncın 10 megabar (10 milyon atmosfer) üzerinde olduÄŸu tahmin edilir.

ÇekirdeÄŸi çevreleyen alanda metalik hidrojenden oluÅŸmuÅŸ manto tabakası yer alır. Hidrojen 3 ila 4 Mbar’dan daha yüksek basınçlarda devreye giren van der Waals kuvvetlerinin etkisi ile moleküler yapısını kaybederek metalik özellikler kazanır, ısıl ve elektriksel iletkenliÄŸi çok artar. Jüpiter’de olduÄŸu kadar büyük olmayan bu katmanın, yaklaşık 20.000 km.lik bir kalınlıkla çekirdekten gezegen yarıçapının yarısı kadar bir uzaklığa yayıldığı sanılır.

En dışta, gezegenin hacminin %90′ını oluÅŸturan en az 30.000 km. kalınlığında moleküler hidrojen(H2) tabakası bulunur. Gezegenin yüzeyine yaklaşıldıkça basınç, ısı ve yoÄŸunluk düşer, hidrojen sıvıdan gaza dönüşür ve giderek atmosfer olarak adlandırılabilecek ortama geçilir.

Bu ÅŸemada helyumun konumu çok iyi aydınlatılabilmiÅŸ deÄŸildir. Satürn atmosfer ve dış tabakalarında helyum oranının beklenenden çok daha az olduÄŸu gözlenmiÅŸtir. Buna, Jüpiter’e oranla daha soÄŸuk olan gezegende, helyumun en dıştan baÅŸlayarak yoÄŸunlaşıp bir süperakışkan ÅŸeklinde gezegenin içine doÄŸru yaÄŸdığı ve gezegen yüzeyindeki oranının gittikçe düştüğü ÅŸeklinde bir açıklama getirilmiÅŸtir. Bu olasılığın geçerli olması durumunda helyumun sıvı hidrojen tabakaları içinden geçerek manto ve çekirdek arasında ayrı bir katman oluÅŸturması beklenir. Bugün, metalik hidrojen katmanının da sıvı nitelikte olduÄŸu görüşü yaygın olarak kabul edilmektedir. katı fazdaki bir manto tabakasının Satürn’ün ürettiÄŸi büyük ısıyı dışarı iletemeyeceÄŸi ve bu aktarım için madde akımına (konveksiyon) olanak saÄŸlayan sıvı bir ortamın gerekli olduÄŸu düşünülmektedir. Konveksiyon akımlarının katmanlar arasında ne ölçüde madde alışveriÅŸine izin verdiÄŸi bilinmemektedir. Güçlü yerçekiminin ve akışkan yapının sonuçta ağır elementleri sürekli olarak merkeze doÄŸru çökmeye zorlayacağı tahmin edilmekle birlikte, buz ve kaya oluÅŸturan bileÅŸiklerin tümünün çekirdeÄŸe hapsolmuÅŸ durumda olmayabileceÄŸi, bir kısmının metalik ve moleküler hidrojen katmanlarında eriyik halinde ya da askıda bulunabileceÄŸi varsayılabilir.

Atmosfer
Gaz Oran
Hidrojen
H2 <0.94
Helyum
He <0.06
Metan
CH4 0.002
Su
H2O 0.001
Amonyak
NH3 0.0001
Etan
C2H6 5×10-6
Hidrojen sülfid
H2S 1×10-6
Hidrojen fosfür
PH3 1×10-6
Asetilen
C2H2 1×10-7

Satürn kalın ve karmaşık bir atmosfer tabakası ile çevrilidir. atmosferin temel bileÅŸeni, bir gaz devi gezegenden bekleneceÄŸi gibi, GüneÅŸ Bulutsusu’nun içeriÄŸine benzer olarak, hidrojen gazıdır. Ancak, Jüpiter’in atmosferinden farklı olarak, helyum oranının beklenenden düşük olduÄŸu gözlenir.Bu olgunun, helyumun kütleçekimi etkisi ile gezegenin daha derinlerine doÄŸru çökmesi ile iliÅŸkili olabileceÄŸi düşünülür. Satürn atmosferi %94 hidrojen ve %6 helyumdan oluÅŸmaktadır. Bunları %0,2 oranla m Etan (CH4), %0,1 oranla su buhar ı (H2O), ve %0,01 oranla amonyak (NH3) izler. azot, hidrojen, karbon, oksijen, kükürt, fosfor ve diÄŸer elementleri içeren çeÅŸitli bileÅŸiklere milyonda bir düzeyini geçmeyen oranlarda rastlanır.

Aslında gaz devlerinin belirli bir yüzeyi olduğu söylenemez, gezegenden atmosfer olarak adlandırılabilecek en dış gaz tabakasına doğru kesintisiz, yumuşak bir geçiş sözkonusudur. Bu tür gezegenlerin çapları hesaplanırken 1 Bar (yaklaşık 1 atmosfer) sınırının dışında kalan Kısım dikkate alınmaz, basıncın 1 barı aştığı noktadan itibaren tüm hacim gezegenin sınırları içinde kabul edilir. Ancak çoğu zaman, atmosfer olarak adlandırılan alan, hidrojen gazı yoğunluğunun sıvı hidrojen yoğunluğu düzeyine çıktığı 10.000 bar basınç sınırına yani gezegenin binlerce kilometre içine dek genişletilir.

Satürnün daha zayıf çekim gücü nedeniyle, atmosferi gezegenin merkezinden uzaklık bakımından daha geniş bir alana yayılmıştır; derinlikle ısı ve basınç artışı Jüpiter’e oranla daha sınırlıdır. Bu nedenle, atmosferin alt sınırı olarak kabul edilebilecek fizik koşullara çok daha derinlerde ulaşılır. Aynı şekilde, atmosferin çeşitli yükseltilerinde görülen değişik bileşiklerin yoğunlaşmasından oluşmuş bulutlar Jüpiter’e oranla birbirinden daha aralıklı yer alırlar. En yüksek bulutlar, tropopoz düzeyinin yaklaşık 100 km. altında amonyak, 200 km. altında amonyum hidrosülfid ve 300 km. altında su buzundan oluşmuş bulutlardır.

Bulutlar ve atmosfer akımları
Jüpiter dekine benzer ekvatora paralel bulut kuşakları Satürn atmosferinde de gözlenir, ancak kuşaklar arasındaki renk ve kontrast farkı aynı derecede çarpıcı değildir. Bu silik görünümün nedeni bulut katmanlarının daha geniş bir yükselti aralığına dağılmış ve kalın bir atmosfer kütlesi ile örtülmüş olmalarıdır. Birbirine komşu kuşaklarda bulutların zıt yönde ve büyük bir hızla ilerledikleri görülür. Kuşakların dağılım ve hareketleri kuzey ve güney yarımkürelerde Jüpiter’e oranla daha simetriktir. Batıdan doğuya doğru 1800 km./ saat hızında kesintisiz bir akımın gözlendiği ekvator kuşağı, kuzey ve güney yönünde 35. enlem derecelerine kadar uzanarak gezegenin en büyük meteorolojik yapısını oluşturur.

Yeryüzünden yapılan gözlemlerde bazıları devasa boyutlara ulaÅŸan ‘ beyaz leke’ler gözlenmiÅŸtir. Bu oluÅŸumların, günler, bazen haftalar süren fırtına alanları olduÄŸu düşünülür. Cassini uzay sondası kısa süre içinde birçok yeni fırtına alanı saptamıştır.

Satürnün kendi ekseni etrafında dönüşü Katı bir yüzeye sahip olmayan Satürn’ün dönüş özelliklerinin, atmosfer yapılarının gözlenen hareketlerine göre belirlenmesine çalışılmıştır. Ekvator bölgesi ile kutupların farklı devirlerle dönmesi, ‘Sistem I’ ve ‘Sistem II’ olmak üzere iki ayrı dönme süresi tanımlanmasına yol açmıştır. Ekvator bölgelerinin dönüşü 10 saat 14 dakika 00 saniyede tamamlanır ve Sistem I olarak adlandırılır. Kutup bölgelerinde dönüş süresi 10 saat 39 dakika 24 saniyedir ve Sistem II adını alır. Satürn’den yayılan mikro dalga ve radyo Dalga boyundaki ışınımların ise 10 saat 39 dakika 22,4 saniyelik bir dalgalanma göstermelerine dayanarak, gezegenin manyetik alanını belirleyen metalik hidrojen kütlesinin bu hızla dönmekte olduÄŸu sonucu çıkarılmıştır

‘Sistem III’ adı verilen bu periyod Satürn’ün gerçek dönüş hızı olarak kabul edilir, ve bu deÄŸerin kutuplardaki dönüş hızı ile hemen hemen aynı olduÄŸu, ekvatorda ölçülen farklı hızın bu bölgelerdeki bulutların 1800 km./saat hıza ulaÅŸan rüzgarlar nedeniyle doÄŸuya doÄŸru hareket etmelerinden kaynaklandığı dikkati çeker. Voyager 1 ve Voyager 2 uzay sondalarının 1980 ve 1981 yıllarındaki geçiÅŸleri sırasında yaptıkları duyarlı ölçümlere dayanan bu deÄŸer, 1997 yılında Paris Gözlemevi gökbilimcileri tarafından 6 dakika daha uzun olarak ölçüldü. Cassini uzay aracının 2004 yılında Satürn’e yaklaÅŸmakta iken yaptığı ölçümlerde belirlediÄŸi 10 saat 45 dakika 45 saniye uzunluÄŸundaki radyo dönüş periyodu de bu son bulguyla uyumlu idi. Gezegenin dönüş hızında kısa sürede bu denli önemli deÄŸiÅŸikliklerin olanak dışı olduÄŸu bilinmekte, öte yandan Voyager ve Cassini sondalarının güvenilirliÄŸi tartışılmamaktadır. Radyo kaynağının dönüş hızındaki bu sapmaların aydınlatılması, gezegenin iç yapısı hakkında deÄŸerli bilgiler saÄŸlayabilecektir.

Halkalar
Cassini uzay aracı tarafından çekilen bir Satürn fotoÄŸrafıSatürn’ün ilk bakışta dikkati çeken belirleyici özelliÄŸi halka sistemidir. Satürn‘ün halkaları, gök yüzünün basit teleskoplarla izlenmeye baÅŸlandığı 17. yüzyıldan bu yana Satürn’ü diÄŸer geze genlerden ayırdeden eÅŸsiz bir Yapı olarak bilinegelmiÅŸtir. 1970′lerden sonra diÄŸer gaz devlerinin de halkaları bulunduÄŸu keÅŸfedilmiÅŸtir.

Halkalar, ekvator düzleminde gezegenin merkezinden uzaklıkta 67.000 km. ile 480.000 km. arasında kalan alanı kaplamaktadır. Satürn’ün yarıçapı RS=60.250 km. olarak alınırsa halkaların iç sınırının gezegenin yüzeyine 6.700 km. uzaklıkta bulunduÄŸu görülür. Dış sınırı ise Satürn için yaklaşık 2,5 RS yani 150.000 km. olan Roche limitinin çok ötesindedir. Halkaların kalınlığı ise sadece 100 metre kadardır. Satürn halkaları çoÄŸunluÄŸunun çapı 1 cm. ile 10 m. arasında deÄŸiÅŸtiÄŸi düşünülen büyük sayıda buz parçacıklarından oluÅŸmuÅŸtur. Halkaların yoÄŸunluÄŸunun gezegen merkezinden uzaklığa göre büyük deÄŸiÅŸimler gösterdiÄŸi, bazı alanlarda boÅŸluklar bulunduÄŸu bilinmektedir. Bunların Satürn uydularının çekim etkileri ile iliÅŸkisi gösterilmiÅŸ, hatta yörüngesi halkaların içinde bulunan ve çoban uydular olarak adlandırılan küçük uyduların halkaların bilinen yapısının korunmasındaki rolleri aydınlatılmıştır. Ancak son 25 yılda uzay aracı araÅŸtırmalarından elde edilen büyük miktardaki yeni bilgi, Satürn halkalarının bugün için de tam olarak açıklanamamış birçok özelliÄŸini ortaya koymaktadır.

Manyetosfer
Satürn güçlü bir manyetik alana sahiptir. Jüpiter’in manyetik alanının yirmide biri kadar güç saÄŸlayan bu çift kutuplu, Yer ile karşılaÅŸtırıldığında 800 kata ulaÅŸan büyüklüğü ile devasa ölçektedir. Gezegenin manyetik ekseni dönme ekseni ile hemen hemen çakışır ve Jüpiter’de olduÄŸu gibi manyetik kutupları Yer’in kutuplarına göre ters yerleÅŸmiÅŸ durumdadır. Bu çift kutuplunun yanı sıra, satürnü manyetik alanının, yapısını karmaşıklaÅŸtıran bir dört kutuplu ve bir sekiz kutuplu bileÅŸeni bulunmaktadır.

Satürn, manyetik alanının GüneÅŸ rüzgarı ile etkileÅŸimi sonucunda büyük bir manyetosfer oluÅŸur. Bu bölge, güneÅŸ kökenli yüksek enerjili parçacıklardan oluÅŸan plazma akımının gezegenin manyetik alanı tarafından saptırılarak engellendiÄŸi, Satürn’ün GüneÅŸ’e dönük yüzünde 300-1000 km./saniye hızındaki GüneÅŸ rüzgarı tarafından gezegene doÄŸru itilen, karanlık yüzünde ise yüzlerce milyon kilometre uzunluÄŸunda bir ‘manyetik kuyruk‘ ÅŸeklinde devam eden, damla biçiminde bir hacmi kapsar. Manyetosferin en dışında GüneÅŸ rüzgarının çarparak hızla yavaÅŸladığı ve yön deÄŸiÅŸtirdiÄŸi bir ÅŸok dalgası bulunur. GüneÅŸ etkinliÄŸine göre gezegene uzaklığı deÄŸiÅŸen bu sınır, Cassini uzay sondası tarafından satürnden GüneÅŸ doÄŸrultusunda 3 milyon km. uzaklıkta saptanmıştır. Daha içeride ise güneÅŸ kökenli parçacıkların aÅŸamayarak çevresinden dolaÅŸmak zorunda kaldığı manyetopoz yer alır. Manyetopoz, Satürn’ün manyetosferini sınırlar. Manyetosfer içinde iyonize atomlar, serbest elektronlar, yüklü toz tanecikleri ve nötr atom ve molekülleri içeren bir plazma bulunur, ancak bu plazmanın yoÄŸunluÄŸu Jüpiter’dekine oranla çok azdır. Bunun nedenleri, Satürn’ün manyetosferi içinde iyonize madde kaynağı olabilecek io benzeri bir uydusunun olmaması ve parçacıkların Satürn‘ün halkaları tarafından yakalanarak sürekli bir ÅŸekilde ortadan kaldırılmalarıdır.

Serbest kalan yüklü parçacıklar, manyetik alan çizgileri boyunca toplanarak, Van Allen kuÅŸakları benzeri ışınım alanları oluÅŸtururlar. Satürn’ün manyetik kutuplarındaki açık manyetik çizgiler boyunca ilerleyerek atmosferin yüksek tabakalarında kutup ışıklarının ortaya çıkmasına neden olurlar.

Uydular
Satürnün resmi olarak ad verilmiÅŸ 34 uydusu vardır. 2004 yılı içinde gözlenen ve 4 mayıs 2005′te Uluslararası gök bilim BirliÄŸi’nin 8523 sayılı sirküleri ile duyurulan 12 yeni uydu ve 2005 yılı içinde gözlenen ve 5 Mayıs 2005′ te 8524 sayılı sirküler ile duyurulan bir yeni uydu ile bu sayı 47′ye ulaÅŸmaktadır. Henüz doÄŸrulanmamış uydular bu sayının dışındadır. Satürn’ün uydularının listesi, Satürn’ün doÄŸal uyduları makalesinde yer almaktadır

Ayrıca 2004 yılında satürne gönderilen uzay aracı cassini satürn etrafındaki uyduları tespit etmiş ve 2 önemli uydusuna S/2004 S1 DiĞERNE iSE S/2004 S2 adını vemiştir.

Satürn araştırmalarının tarihçesi
Eski çağlardan günü müze ulaşan kaynaklarda Satürn, ay, güneş, Merkür, Venüs, Mars, ve Jüpiter ile birlikte görünür hareketlerinin diğer yıldızlardan farklılığıyla tanınan 7 gökcisminden biri olarak gösterilir. Bu yönüyle, antik gökbilim için olduğu kadar astroloji açısından da önem taşıyan gezegen, birçok dilde haftanın yedi gününe adını veren varlıklardan biri olarak, tarihöncesinden günümüze insan kültüründe yerini korumuştur.

1610 yılında Galileo Galilei kendi yaptığı teleskop yardımı ile gözlediÄŸi Satürn’ün küresel bir yapısı olduÄŸunu farketti, gezegenin her iki yanında kendi deyimi ile ‘kulak’ olarak nitelediÄŸi ve sonradan Satürn‘ün halkaları oldukları anlaşılacak oluÅŸumları gördü.

1655′te Hollandalı bilim adamı Christiaan Huygens Satürn’ün en büyük uydusu Titan’ı keÅŸfetti. Huygens 1659′da Galilei’nin görmüş olduÄŸu oluÅŸumun Satürn’ün halkası olduÄŸunu açıkladı.

1670′ler ve 1680′lerde Fransız-italyan gökbilimci Giovanni Domenico Cassini, halkalar içindeki Cassini bölümünü ve dört yeni uy duyu daha (Japetus, Rhea, Tethys, Dione)keÅŸfetti.

1789′da ingiliz gökbilimci Sir William Herschel Satürn’ün basıklık derecesini hesapladı, iki yeni uyduyu daha (Mimas, Enceladus)keÅŸfetti.

1837′de Alman gökbilimci Johann Encke halkalardaki kendi adıyla anılan boÅŸluÄŸu keÅŸfetti 19.cu yüz yılın ikinci yarısında Edouard Roche, James Clerk Maxwell, Daniel Kirkwood halkaların yapısına iliÅŸkin görüşleri geliÅŸtirdiler.

1848′de William Lassell Hyperion’u, 1898′de William Henry Pickering Phoebe’yi keÅŸfettin 1903 yılında Satürn yüzeyinde bugün fırtına alanları ile iliÅŸkilendirilen beyaz lekeler ilk kez gözlendi 1966′da Janus ve Epimetheus keÅŸfedildi.

Pioneer 11 uzay aracı
1973 yılında fırlatılan Pioneer 11 uzay sondası, aralık 1974′te Jüpiter yakın geçiÅŸini gerçekleÅŸtirdikten sonra 1 eylül 1979′ta Satürn’ün 21.000 km. yakınından geçti. Sınırlı teknik donanıma sahip olmasına karşın bu araç daha sonra gerçekleÅŸtirilen uçuÅŸların planlanması için yaÅŸamsal önem taşıyan bilgiler topladı.

Satürn’ün boyutları ve çekim gücü duyarlı biçimde ölçülerek yoÄŸunluÄŸunun ve kütlesinin daha büyük kesinlikle hesaplanmasına olanak saÄŸlandı.

Satürn’ün ve uydularının birçok fotoÄŸrafı elde edildi. Gezegen ve halkaları ilk kez karanlık yüzlerinden gözlendi. f halkası keÅŸfedildi.

Voyager 1 ve 2 uzay araçları
1977 yılında fırlatılan ve birbirinin aynı olan Voyager 1 ve Voyager 2 uzay araçları sırasıyla kasım 1980 ve AÄŸustos 1981 tarihlerinde Satürn’ün yakınından geçerek gözlemlerde bulundular.

Satürn atmosferindeki Helyum oranının Jüpiter’dekine göre az olduÄŸu anlaşıldı Gezegenin ve uydularının çok sayıda yüksek çözünürlüklü görüntüsü elde edildi Satürn atmosferindeki bantlar, geçici oval yapılar gözlemlendi. 1800 km./saat hızına ulaÅŸan büyük ölçekli atmosfer akımları saptandı Gezegenin karanlık yüzünden radyo dalgaları ile yapılan gözlemlerle atmosferin deÄŸiÅŸik düzeylerindeki sıcaklıklar ölçüldü Kutup ışıkları gözlendi. Bu arada, orta enlemlerde mor ötesi bantta kutup ışıklarına benzer, nedeni açıklanamayan ışınımlar saptandı.

Halkaların ayrıntılı yapısı gözlendi, sayılamayacak kadar çok miktarda küçük halkacıklardan oluÅŸtukları anlaşıldı. Yeryüzünden yapılan gözlemlerde sınırlı ÅŸekilde görülebilen D ve e halkalarının varlığı kanıtlandı, G halkası keÅŸfedildi. B halkasında ‘araba tekerleklerinin çubuklarını’ andıran ışınsal yoÄŸunluk deÄŸiÅŸimleri gözlendi.

Satürn’ün 4 yeni uydusu keÅŸfedildi. Bunlardan Pan’ın farkedilmesi, Voyager 2 uzay aracının gezegeni ziyaretinden 9 yıl sonra eldeki fotoÄŸrafların yeniden incelenmesi sırasında gerçekleÅŸti.

Cassini-Huygens programı
Cassini’den gözüken GüneÅŸ tutulmasıSatürn ve sisteminin araÅŸtırılması amacıyla 1997 yılında fırlatılan Cassini-Huygens uzay aracı, gezegenlerin çekim gücünden yararlanarak yolculuÄŸun hızlandırılabilmesi için venüs (2 kez), Yer ve Jüpiter yakın geçiÅŸlerini gerçekleÅŸtirdikten sonra, 1 temmuz 2004′te Satürn çevresinde yörüngeye girdi. iki ayrı uzay sondasından oluÅŸan araçtan, Huygens iniÅŸ aracı ayrılarak 14 ocak 2005′te Satürn’ün en büyük uydusu Titan üzerine iniÅŸ yaptı. Cassini yörünge aracı ise Satürn çevresinde deÄŸiÅŸen yörüngeler izleyerek gezegen ve çeÅŸitli uyduları ile ilgili gözlemlerine baÅŸladı.

kendi etrafında dönüş hızı ile ilgili olarak 1997 yılında Fransız gözlemcilerin saptadığı ve daha önceki bilgilerle çelişen veriler doğrulandı ve gezegenin radyo kaynağının dönüş periyodu 10 saat 45 dakika 45 saniye olarak belirlendi.

Araç, yörünge giriş manevrasından önce Satürn halka düzlemini kuzeyden güneye doğru geçti. F ve G halkaları arasındaki boşluktan yapılan bu geçiş, boşluk olarak kabul edilen bölgedeki parçacıkların miktarı konusunda bilgi verdi.

Phoebe, Titan, Japetus, ve Enceladus yakın geçişleri gerçekleştirilerek uyduların yüksek çözünürlüklü görüntüleri elde edildi ve bilimsel gözlemler gerçekleştirildi.

Huygens sondası, Titan yüzeyine iniş sırasında uydunun atmosferi ve yüzeyi hakkında veriler topladı ve görüntüler elde etti.

Satürnün, 4 yeni uydusu keÅŸfedildi programın 2008 yılına dek sürdürülmesi planlanmaktadır gözlem koÅŸulları Bir dış gezegen olan Satürn, GüneÅŸ çevresinde yaklaşık 30 yıllık dolanma süresi ve yaklaşık 12.5 ay olan kavuÅŸum dönemi nedeniyle, sabit yıldızlar arasında çok yavaÅŸ ilerlediÄŸi için aynı takım yıldız içinde 2 yıldan daha uzun süre kalır. güneÅŸe Jüpiter’den daha uzak ve biraz daha küçük olduÄŸu için Satürn daha sönük görülür.

Sarımsı rengi ve 1. kadirden parlaklığı ile yılın büyük bir bölümünde kolaylıkla gözlenebilir. Halkaların konumuna baÄŸlı olarak parlaklığı 30 yıllık dönemlerle -0,3 kadire ulaÅŸabilir. Satürn’ün halkaları orta boy teleskoplar ile ayırt edilebilir. Gezegenin 29,4 yıllık yörünge çevrimi içinde, dünya iki kez Satürn’ün halkalarının düzleminden geçer, bu durumda halkalar görülemez. Kendi etrafındaki dönme hızının yüksekliÄŸi nedeniyle basık bir görünüme sahiptir. Satürn’ün uydularından sadece Titan küçük teleskoplar ile görülebilir

Sponsorlu Bağlantılar

Yorum Yaz
*
*